SARIOĞLU´NUN 2009 YENİ YARGI YILI KONUŞMASI

Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanım, Sayın

Bölge İdare Mahkemesi Başkanım, Sayın Başsavcı Vekilim, Sayın 2. Ordu Askeri Mahkemesi Başkanım, Sayın

Rektörüm, Sayın Ak Parti, CHP ve MHP İl Başkanlarım, Sayın TSO Başkanım, Sayın Oda Başkanlarım, Sayın Adli,

İdari, Askeri yargı hakimleri, C. Savcıları, Malatya Barosu’nun birbirinden değerli avukatları ve çok değerli basın

üyesi arkadaşlarım, çok değerli konuklar sizleri en derin saygılarımla selamlıyorum.

 

Otuz günlük ara verme bitti, adliyeler olağan çalışmasına döndü.

Yeni Adli Yıl kutlu olsun, hepimize hayırlı olsun.

 

Onüç ilçemizin üçünde, Battalgazi, Kale ve Doğanyol ilçelerimizde adliye yok.

Malatya Adliyemiz 24 mahkeme, 5 icra dairesi, 35 müdürlük ve 250 kadar adli çalışanla Devletin yargı görevini yerine getirmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz yıl bir ticaret mahkemesi ile ikinci iş mahkemesinin kurulması için Adalet Bakanlığına gerek Baromuz gerekse Adalet Komisyonumuz tarafından başvuruda bulunuldu, ancak bu istemler uygun görülmeyerek HSYK’na sunulmadı.

İcra müdürlüklerinde personel eksikliğinden kaynaklanan yığılmalar ve sorunlar artarak sürmekte.

Geçici görevlendirme yapılması sorunu çözmedi.

İcra dairelerine acilen personel atanması gerekmektedir.

Yeni açılacak Bölge Adliye Mahkemesinden birinin Malatya’ya alınması hususunda sayın milletvekillerimizin çalışmalar yaptığını biliyoruz. 

Ancak şimdilik net bir durum yoktur.

Kimi ilçelerimizde bağımsız adliye binası yoktur.

Bu ilçelerimize adliye binaları yapılmalıdır.

Ama, Adalet Bakanlığı’nın gelecek beş yıla ilişkin yatırım gündeminde Malatya adının olmadığı bilgisini aldık.

Diğer bir husus Adliye Çevresi.

Adliyemiz, çevredeki köhne binalardan, hele bit pazarından arındırılmalıdır.

Bu ortamın daha uzun süre Malatya’nın çirkin yüzü olmasına izin verilmemelidir.

Tersine kalplere güzellik etkisi oluşturacak duruma getirilmelidir.

 

                                                               

Alt geçit yapımının başlaması ile ortaya çıkan ulaşımsızlık sorunu, geçici önlemlerle çözülmelidir; en az iki yıl sürecek yapımda insanlar canından bezdirilmemelidir.

Sayın Belediye Başkanımızın  bu çevre ile ilgili olarak çok olumlu düşünceler içerisinde olduğunu biliyoruz ama bu düşüncelerin çevik ataklarla yaşama geçirilmesini bekliyoruz.

Diğer bir husus da tarihi konaklardan birinin, sosyal tesis olarak kullanmak üzere Baromuza tahsisi talebimizle ilgili.

Deyimimizi hoş görün bin dereden su getirtildi; sonunda istemimiz reddedildi

Milletimizin milyonları harcanarak yenilenen Konaklar dökülmeye bırakılmış gibi, öylece duruyor şimdi.

Barolar, üst düzeyde hukuk kurumlarıdır ve de Devletin hukuk devleti olma ülküsünün olmasa olmaz aracıdırlar.

Gerçekten de, bağımsız yargı olmadan nasıl hukuk devleti olmazsa,

avukat olmadan da bağımsız yargı olmaz.

Kamu yöneticileri, çevik, yürekli, nesnel, adil ve önder olmalıdırlar.

SAYGIDEĞER KONUKLAR,  Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurup çağdaş uygarlık rayına oturttuğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu ereğe ulaşabilmesinin yolu  “HUKUK DEVLETİ” olmasından geçer.

 “Türkiye Cumhuriyeti, (…) laik, sosyal bir hukuk Devletidir.” diye  Devletimizin KİMLİK CÜZDANININ  ikinci maddesine yazılmıştır zaten.

Ama bu yazıda kalmamalı, gerekleri harfiyen yerine getirilmelidir.

Hukuk devleti yalnızca hukuk kuralları koyan devlet değil koyduğu kurallara en başta kendisi uyan devlettir.

Gücün hukuku değil, hukukun gücü ancak hukuk devletlerinde egemen olur.

Unutulmamalıdır ki, hukuk, yalnızca ilkel devletlerde güçlülerin delip geçtiği, zayıfların takıldığı bir ağdır.

 

Bu bakımdan, kamu gücü elinde olduğu için en büyük güç olan yürütme erki hukuk devleti ilkelerini en başta kendisi delmeyecek ki diğer güç odakları da öyle yapsın.

Küçük kalkar büyüğe bakar çünkü.

 

Geçtiğimiz günlerde yargı üzerinden siyasal amaçlara ulaşma çabalarının, hukuk dışı gözaltıların en uç örneklerini yaşadık.

Düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, eleştiri hakkı gibi kavramların tanımları içine kesinlikle sığmayacak içerik ve yöntemlerle yargı organlarına yaklaşıldı.

Mahkemeler, istenilen karar verildiğinde alkışlandı, verilmediğinde yuhalandı.

Yaz kararnamesi öncesinde Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Üyelerine yapılanlar neydi öyle…

Yargı Bağımsızlığının adeta simgesi olan Yüksek Kurul nasıl da kilitlenmişti…

Sanki Türkiye’de ilk kez hakim savcı kararnamesi hazırlanıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti uygarlık yolunda onca yol almış, tarihin

derinliklerinden süzülmüş gelmiş bir Devlet değil de, bir çadır devletiymiş gibi;

ya da yeni bir devlet kurulmaya çalışılıyormuş gibi bir tutum sergilendi.

Bu durumlar bir hukuk devletinde yaşanacak şeyler değil; bir daha yaşanmamasını diliyoruz.

Yargı üzerinden siyaset yapanlar ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar bilmelidirler ki yaptıkları kötülüğün ceremesini son çözümlemede halkımız çekmektedir.

Çünkü, DEVLETİN TEMELİ BAĞIMSIZ YARGIDIR.

Çünkü, yargının bağımsız olmadığı topraklarda ot bile bitmez.

Hukuksuz ortamda; özgür insan, bilim, sanat, uygarlık yeşeremez.

Öyleyse, dumansızlığa havaya evet, hukuksuz Türkiye’ye hayır diyelim.

 

SAYGIDEĞER KONUKLAR, Adalet Bakanlığımızın uzun bir çalışma sonunda hazırlayıp Bakanlar Kuruluna sunduğu YARGI REFORMU STRATEJİ TASLAĞI şu sıralar gündeme girdi.

Bu taslağa da izninizle biraz değinmek istiyorum.

Şunu hemen söyleyebiliriz ki Türkiye’de yargı reformu çok gerekli ve zaten Türkiye’nin AB üye olmasının 35 kapalı başlığından biri.

Taslak çok olumlu.

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun ayrı binası, ayrı maliyesi, ayrı sekretaryası olması, hakim savcı soruşturmalarının Kurulun iznine bağlı olması, teftiş kurulunun bu Kurula bağlanması, Kurulun üye sayısının yediden yirmi

bire çıkarılması, hakim ve savcıların örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırılması, hakim ve savcıların terfilerinin denetlenebilir ölçütlere dayandırılacak olması, adliyelerin yönetimine yeni bir düzenin getirilmesi, hakim ve C. savcılarının yönetsel ve akçalı görevlerinin azaltılması, mahkeme kürsülerinin, silahların eşitliği ilkesine gereğince yargıca bırakılması, adliyelerde basın ve halkla ilişkiler bürolarının oluşturulması, ceza ve tutukevlerinin güvenliğinin jandarmadan Adalet Bakanlığına geçmesi gibi… daha birçok iyileştirme kalemi var.

Ancak, eksikleri, yanlışları var.

Önce şunu söylemeliyim;  Yüksek Yargı Organlarına, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna TBMM tarafından üye seçilmesi doğru bir yöntem değil.

Yüksek Yargı Organlarına toplumun duygu ve duyarlılıklarının yansıması, üyelerin toplumun duygu ve duyarlılıklarından ayrışmış olabilmeleri olasılığına karşı önlem alınması düşüncesi doğru olabilir.

Ama uygulanabilir değil.

Bu yöntem, beşyüz yıllık endüstrileşme ve demokrasi geçmişleri olan Avrupa ülkelerinde doğru bir şekilde işleyebilir ama Türkiye’ye uymaz.

Biz birbirimizi iyi biliriz.

 

Siyasetçilerimizin bu seçimleri nasıl yapacakları belli:

Hukuksal değil, siyasal yaklaşılacak.Benim adamım, senin adamın hesabı yapılacak. Bunu uzun uzadıya anlatmaya gerek var mı?

Bu bakımdan yüksek kurulun üye sayısı artırılmasını doğru bulmakla birlikte, TMMM’nin  atama yapmaması, ayrıca adalet bakanının Kurula üye olmaması, müsteşarın doğal üyeliğinin sürmesi gerektiği kanısındayım.

 

Bir diğer husus da ölümcül hastalıklara yakalanan tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarının kalan sürelerini ailelerinin yanında geçirebilmeleri hususu.

Bu durum, yani bu dünyada sayılı günleri kalmış bir hükümlünün işlediği suç ne olursa olsun salıverilmemesi durumu, hukuka ve insan haklarına aykırı bir durumdur.

Amansız hastalıklara yakalanan ve hastalık durumları ileri aşamaya gelmiş olan tutuklu ve hükümlülerin ömürlerinin kalan günlerini ailelerinin yanında geçirebilmelerine olanak tanımak gerekir.

 Bunun için halihazırda bu durumda olan hükümlülerin de yararlanabilmesini sağlayabilmek için ivedi olarak 5275 sayılı Yasanın 2. maddesinde değişiklik yapılmalıdır.

 

Bizce önemli olan bir husus da avukatların ceza soruşturma izinlerinin Adalet Bakanlığı değil Türkiye Barolar Birliğinin iznine bağlanmasıdır.

Nasıl hakim ve savcıları hakkındaki soruşturma izni Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılacaksa, nasıl bankacıların soruşturma izinleri Bankacılık Denetleme Düzenleme Kuruluna, belediye başkanlarının İçişleri Bakanlığına bırakılmışsa Avukatların soruşturma izinlerinin de Türkiye Barolar Birliğine bırakılması gerekir.

Çünkü, hep görüldü ki Bakanlık avukatlarla empati kuramıyor, avukatları anlayamıyor.

 

 

Bakanlık, müvekkil haklıdır, vatandaş haklıdır, avukat haklıysa eğer nasıl olsa kendini kurtarır kanısıyla, ön yargısıyla hareket edip, önüne gelen her şikayet dilekçesine soruşturma izni veriyor.

Avukat  da bu soruşturma ve kovuşturmalarla uğraşmak zorunda kalıyor, madden ve manen yıpranıyor.

           

Üzerinde durulması gereken çok can alıcı bir husus daha var ki o da hakim ve savcıların mesleğe alınmalarında uygulanan MÜLAKATTIR.

Hemen belirtmeliyim ki, Mülakat kaldırılmalı, bir eleme yapılacaksa eğer, yargı yolu açık olmak üzere staj sürecinde yapılmalıdır.

Böylece, hak dağıtma gibi yüce bir göreve atanacak olan genç hakim ve C. savcılarımızın bilinen süreç! nedeniyle daha mesleğe ilk adımlarını atarken vicdanlarının zarar görebilmesi olasılığının önüne geçilmelidir.

 

SAYGDEĞER KONUKLAR, Kürt Açılımı veya Demokratik Açılım ya da Milli Birlik Projesi konusunda da birkaç şey söylemek gerekirse eğer, kısaca şunları belirtmek isterim:

Bu konuda konuşan, çözüm öneren entellektüellerimizin Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ortasından, bir başka deyişle kitabın ortasından konuştuklarını düşünüyorum.

Yani ayaklarının Türkiye topraklarına basmadığını, teoriyle pratiği örtüştüremediklerini düşünüyorum.  

Çünkü, Türkiye ne tam bir İsviçre’dir, Belçika’dır, ne de bir Suriye’dir, Irak’tır.

Türkiye, derin tarihsel birikimi olan, tarihin deneyleriyle olgunlaşmış, Ulu Önder Atatürk’ün koyduğu çağdaş uygarlık yolunda, endüstrileşme yolunda her türlü engellemelere karşın yürümekte ve giderek büyümekte olan bir Ülkedir.

Öyleyse, Batının soyut, özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi değerleriyle düşünüp Türkiye gerçeklerini atlayanların sundukları öneri,  Ortadoğusal olmaktan, harita çizmekten başka bir şey olamaz.

 

                                                          

Bu reçetenin Türk-Kürt içiçeliğine ne denli aykırı olduğunu dağdaki çoban yurttaşımız o aydından daha iyi bilir.

Belki de bilip bilmemek değil kasıt öyle.

Türkiye gerçekliği, Türklerle Kürtlerin bireşme derecesinde kaynaşmış oldukları olgusudur.

Halkımızın dediği gibi Kürtlerle Türkler Etle Tırnak Gibidir.

Öyleyse,  bu denli köklü bir yargıya karşın teori üretmek, dışarıdan gazel okumak değil de nedir?

Be denli yaygın bir kanı dururken bir ileri sürülen görüşlerin marjinallikten öteye geçemeyeceği açık değil mi?

Gerçekten de Kürtlerle Türkler arasında, kopmaz duygu bağları, ulusal bağlar, ekonomik bağlar vardır.

Bu bakımdan, nasıl ki TERÖR, Ülke gerçeklerinden yaşam almıyor, Ülke topraklarından beslenmiyorsa, ileri sürülen çözüm önerileri de aynıdır:

Yabancılık içermektedir.

Dışsallık içermektedir.

Gerçeküstülük içermektedir.

O nedenle, açık ve net söylenebilir ki TÜRKİYE BU AÇILIMI KALDIRAMAZ.

Şu yapılmalıdır: Kürt yurttaşımız, salt Kürt olması nedeniyle her nerede ve hangi ilişkide nasıl bir sorunla karşılaşıyorsa o sorunlar en teknik biçimde bir bir saptanmalı ve kalıcı çözüm için gereken düzenlemeler derhal yapılmalıdır.

Ve bu kardeş yolculuğu da sonsuza dek ACISIZ, AĞITSIZ sürmelidir.

 

Konuşmamı bitirirken günün bu zor saatlerinde beni dinlemek lutfunda bulunduğunuz için sonsuz teşekkürlerimi ve en derin saygılarımı sunuyorum. Sağolun.

07.09.09 Anemon Malatya Otel                                      

                                                                                       Av. Selahattin Sarıoğlu

                                                                                         Malatya Baro Başkanı