Korna Selamı
BİR KORNA SELAMI ÇAKTIM KARANLIĞA BARAJA KOYAĞA VER ELİNİ EVİM DEDİM!

Aracımı kimseye zarar vermeyecek bir yere koydum, arka tekerine de ne olur olmaz diye bir taş sıkıştırdım.
Tam bir saatte indim baraj kıyısına.
Ama ne iniş...
Hep derim ki 'çok büyükler' yakındaymış gibi görünür; gidersin gidersin bir bakarsın ki bir arpa boyu yaklaşmışsın!
İnsan da öyle, dağ da öyle, baraj da...
Baraja inerken diyorsun ki aha geldim...
Önündeki basamağın tam sonuna geliyorsun, daha derinde bir iniş yüzeyi çıkıyor karşına. Böyle böyle çok 'iniş takımları', çok uzun, eğik yüzeyler çıkıyor baktığın aşağılarda yoluna.
Kimi zaman, iki metrelik iniş için olmadık emek, zaman harcandığı oluyor. Ayağını basana değin, adımını atana değin çok sınama yaparsın. Çünkü bedeli çok ağır olabilir, olabilir değil olur. Öyle, 'akıllı dereyi dolanana dek deli köprüyü geçermiş.' sözündeki 'deli' olmayacaksın, 'akıllı' olacaksın.
Bastığın yeri bileceksin, tuttuğun dalı bileceksin.
Taş mı, toprak mı, altı dolu mu, boş mu, yerleşik mi, sağlam mı, çürük mü, eğer belli olmuyorsa daha önlemli olacaksın.
Kimi inişlerde hep çıkışı düşünürsün, 'dönüşüm nasıl olacak, nasıl çıkacağım buradan geldiğim yola.' diye.
Çıkışlar, bacakların kaslıysa, dizlerin dermanlıysa inişten daha kolay olabilir...
Çıkışa geçtikten sonra bir süre ilerlemeden ardına bakmayacaksın, dönüp aşağıya bakmayacaksın, kararlılıkla tırmanacaksın.
Belirli bir zaman geçince de dönüp ne kadar çıkmışsın diye gönül rahatlığıyla bakacaksın derinliklere doğru. Ne kadar yükseldiğini görüp mutlanacaksın... Bu bakışlar belirli aralıklarla yinelenecek ve her bakışta yükselme başarınla daha da güven ve umut dolacaksın. Savaşımın kolaylaşacak.
Böyle durumlarda ileri bakmaktan çok geriye bakıp aldığın yolu görmek daha yararlı olur, aşka gelirsin. Ama kısa koşucular artlarına bakarak zaman yitirmezler, hep önlerine bakarlar.
Geçen gün, geçen pazar böyle zorlu bir iniş çıkış yaşadım.
Varış noktasına yakın bir yerde bir katırın yayıldığını gördüm uzaktan fotoğrafını çektim.
Akşam karanlığı yamaca vurmuş barajın maviliği görülse de bile kara kararmaya yüz tutmuştu.
O arada yamacın bir yerine çömelmiş bir insan karartısı farkettim ona doğru ilerledim.
Yaklaşınca,
-Selamünaleyküm dedim, bu ben dostum, aklından kötü şeyler geçmesin gibi bir anlam salıyor.
-Aleykümselam dedi.
Bir genç köylüydü. Katırı bırakmış yayılıyor.  O da çömelmiş baraja, koyağa, karşı dağlara bakıyordu. Ben yaklaşınca, yerinden kalktı, iki elinin arasında tabakası, yine iki elinin parmaklarıyla sigara sararak geldi.
-Hayırdır..
-Hayır, hayır,  balık tutmak, gezmek için.
-Haberimiz olsaydı yardımcı olurduk, seninle gezerdik.
-Yardımcı olacak bir şey yok, ben buraları bilirim sağolun...
Tokalaşıp ayrıldım.
Ayrılıp beş dakika kadar çıkmamla çok mutlu bir sürprizle karşılaştım: Ana yola çıkmıştım. Sürpriz olan şuydu:Çıkarken gördüğüm yol çizgisini yan yollardan sanıyordum meğer asıl yolmuş.
Araba çok uzakta kalmıştı, onu düşünen kim yolda yürümekte ne var.  Birbuçuk, iki kilometre yürüdükten sonra arabanın yanına vardım.
Orada bir başka köylü vardı. Sepetli motorunun üzerindeki bir bidonu bağlamaya çalışıyordu. Beni görünce kafasını kaldırdı, selamlaştık. Yanıma geldi.
Ak sakallıydı ama dinçti.
Orada oturduğunu söyledi.
Benim barajın kenarından geldiğimi öğrenince şaştı. Yolun uçurum kenarına yaklaşıp aşağı, baraja baktı, baktı geldi.
-Ben yirmiki senedir buradayım bir defa olsun inmedim...
-Biz bu arabayı merak ettik, acaba arızalandı mı diye.
Kale ilçesi ile Doğanyol ilçesini bağlayan yamaç yolun kenarlarına mucur yığılmıştı.
-Asfalt mı olacak?
-He, asfalt olacak.
-Çok iyi olur.
-Şimdiye dek çoktan yapılmalıydı, çok geç kaldı.
-Burası Ak Parti'ye en çok oy veren yer yapsınlar artık.
-Ben AKP'li değilim.
-Saadetlisin öyleyse.
-Sadetliyim, sadetli.
-Ben de CHP'liyim, sizden önemli bir kişi aldık deyince,
-O ajan, Amerikan ajanı demez mi. 
-Nerden biliyorsun?
-Biliyorum, onu çok iyi tanıyorum.  
-Kemal Efendi onunla ne yapacak bakayım. Tayyip Erdoğan, Fetullah Gülen'i bile bile yanına aldı. Devleti, Hazineyi elinden aldığını gördü.
-Müezzinoğlu da ajan. İlk geldiği zamanlarda konuşmasını bilmiyordu, iki kelime edemiyordu.
Çok kesin konuşuyordu.
Orada görünen tek tük eve bakarak,
-Köpek var mı bu evlerde?
-Köpek yok ama kurt var. Ben aha burada bir kurt gördüm. Ama insana birşey
yapmıyorlar.
-Karınları tok demek ki...
-Kurt çok burada, geyik de çok, ben görmedim ama görenler var hem de yirmi otuzlu sürülerle geziyorlar dedi.
-Ne güzel dedim...
Zaman daralmış, yaz karanlığı çökmüştü ortama. Telefonum da iki de bir çalıyordu.
Nerdesin, yola çıktın mı... diye.
Tokalaşıp arabaya bindim, motoru çalıştırdım, koyağa, baraja, dağlara, kurtlara ve geyiklere doğru bir korna selamı çakıp ayrıldım.
Ver elini evim... ss 17.09.14 MALATYA
www.malatyasonhavadis.com