AVUKATLAR SURİYELİLER KAMPINI İNCELEDİ
Avukatlar MABEK’i inceledi
 
Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Başar Yaltı, beraberinde Yönetim Kurulu Üyesi Av. Yurdagül Gündoğan, Bingöl Barosu Başkanı Av. Abdullah Alakuş ve Türkiye Avukatları Vakfı Başkan Yardımcısı Av.Selahattin Sarıoğlu ile birlikte Suriyelilerin barındığı Beydağı Konaklama Tesisi’nde incelemelerde bulundu.
09 Aralık 2014 Salı 11:52 www.busabahmalatya.com

Kamp Sorumlusu ve Vali Yardımcısı Latif Memiş ile birlikte konteyner kenti gezen avukatlar, gözlemlerini rapor ettiler. Türkiye Barolar Birliği’nin, Türkiye'ye gelen ya da gönderilen iç savaş mağdurlarının hukuksal durumlarıyla ilgili olarak yapmayı düşündüğü bir çalışma kapsamında ziyaretin gerçekleştiğini belirten Malatya Barosu Geçmiş Dönem Başkanı ve Türkiye Avukatları Vakfı Başkan Yardımcısı Av. Selahattin Sarıoğlu, izlenimlerini değerlendirdi.
“18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERİN EVLENMELERİNE İZİN VERİLMİYOR”
 “Girer girmez komünist ülkelerdeki geniş meydanlara benzer bir meydanda bulduk kendimizi” diyen Sarıoğlu, kampın fiziki ve insani bilgilerini yetkililerden ayrıntılı olarak aldıklarını söyledi. Kampta 7 bin 600 kişinin kaldığını öğrendiklerini belirten Sarıoğlu, kalanların çoğunluğunun ise kadın ve çocuklardan oluştuğunu belirtti. Konteyner kentte kalanların etnik köken olarak Türkmen, Arap ve Kürt olduklarını belirten Sarıoğlu’nun izlenimleri şöyle:
“Türkmen’lerin Suriye Devleti tarafından özellikle cahil bıraktırıldığını, eğitimlerini sürdürmelerinin engellenmiş olduğunu, kamp yaşayanlarının yüzde yüzünün Müslüman olduğunu, sığınmacılar içinde doktor olduğunu söyleyenlerin olduğunu ama doğru olduğuna inanmadıklarını, 120 öğretmen bulunduğunu, çocukların eğitim öğretime alındığını, öğrenci sayısının 3 bin olduğunu, öğrencilere haftada 10 saat Türkçe dil dersi verildiğini, ortak iletişim dilinin Arapça olduğunu, sığınmacılara halıcılık, dikiş, kuaförlük, tekstil, bilgisayar, hatta sinema gibi birçok dalda kurslar verildiğini, kapalı ve açık spor tesislerinin bulunduğunu, spor tesislerinin gece geç saatlere değin açık olduğunu, futbol ve hentbol takımları kurulduğu ve aralarında düzenli karşılaşmalar yapıldığını, kampta hiçbir asayişsizlik yaşanmadığını, jandarmanın kampın dış güvenliğinden sorumlu olduğunu, iç güvenliğin özel güvenlik görevlilerince sağlandığını, kampta evlenmelerin olduğunu, 18 yaşından küçüklerin evlenmelerine izin verilmediğini, Kamp sakinlerinin uygarlık yönünden Bizden en az elli yıl geri olduklarını, bunların kampta kendilerini geliştirdiklerini, ülkelerine gittiklerinde oranın seçkin kişileri olabileceklerini, haftada 120 kişiye kente gitme izini verildiğini, özürleri olduğunda il dışına çıkabildiklerini, cep telefonu kullandıklarını, her evde uydu bağlantılı televizyon olduğunu, daha çok El Cezire kanalının izlendiğini düşündüklerini, her evde 3-8 arasında kişi yaşadığını, mahalle ve sokakların bulunduğunu, muhtarların olduğunu, muhtarların demokratik biçimde seçildiğini, bununla demokrasi eğitimi de yapılmış olduğunu, evlerin elektrikle ısıtıldığını, her eve elektrik sayacı takıp tüketim bedelinin bir bölümünü kendilerine yansıtmakla aylık bir milyon TL. kadar tasarruf sağlandığını, kampta para kullanılmadığını, herkese kart verildiğini ve bu kartlara sanal para yüklenerek kampta bulunan süpermarketten ve diğer yerlerden gıda ve giyim alışverişi yaptıklarını, her kişi için BM’den 60, AFAD Yönetiminden 20 TL olmak üzere toplam 80 TL aylık gıda parası verildiğini, kampta çamaşır yıkama, ekmek pişirme yerlerinin olduğunu, eczane, sağlık merkezi olduğunu, sürekli doktor bulunduğunu, uzman hekimlerin haftanın belirli günleri geldiklerini kamp yönetiminde eşitlik ve adaletin temel alındığını, kimseye ayrıcalık yapılmadığını öğrendik.
“TÜRKİYE’NİN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YERİ VAR”
Yine mavi gözlü, yeşil gözlü, karagözlü, ela gözlü, sarı saçlı, siyah saçlı gülen, üçerli beşerli oyun oynayan çocukları gördük. Dilmaç aracılığıyla insanlarla konuştuk, ‘Türkiye’den memnun musunuz?’ dediğimizde hemen ellerini başlarının götürüp ‘Başımızın üstünde yeri var’ dediklerini duyduk. Türkiye’nin büyüklüğünü, konukseverliğini, kendilerini açtıkları kucağın sıcaklığını yürekten takdir ettiklerini, ama sonunda yurtlarına gitmek istediklerini öğrendik. Kamp yöneticisi Nevzat Yazıcıoğlu gerçek yaşam öyküleri anlattı ki biri, kirli savaştan alp getirdikleri, annesi babası öldürülmüş, kendilerini bir odada gizlemiş en büyüğü on bir yaşında dört kardeşin öyküsü çok ağırdı.”
 
MALATYA BU SABAH GAZETESİ HABER MERKEZİ