Malatya´nın Suyu Gibi Bol, Kayısısı Gibi Bal Sesli Sana
                    H A K K I   C O Ş K U N


TV Malatya ana haberlerinden öğrendim. Genel Yayın Yönetmen Bülent Yalvaç, Hadi Çekirdek ile konuşuyordu. Hadi Amca “Allah gani gani rahmet etsin” diyordu.

Kendisine vasiyette bulunmuş;
“Belediye hoparlöründen duyurun, namazım Yeni Camide kılınsın. Mezara verilirken mezarın içinde sen bulun, sen koy beni mezara.” demiş.
“Aynısını yaptım. İlan verdirdim. Televizyonlara telefon açıp bildirdim.” diyor Bülent Yalvaç da. 

“Cenazesinin kalabalık olmasını istiyordu demek ki. Ama olur mu, koskoca Hakkı Coşkumun cenazesi yüz, yüzelli kişiyle kaldırılır mı, Malatyalı bu kadar mı vefasız?” diyor, suçumuzu yüzümüze vuruyordu.

Kalktım, oğlum Güney'le başsağlığı evine gittim. Toplumsal bir görevi yerine getirecektik; tarihsel bir olaya tanıklık edecektik. Güney de, “İleride torunlarına anlatırsın, babamla birlikte Hakkı Coşkun'un taziyesine gitmiştik dersin.” dedim.

Fahri Kayahan'ı görenler, dinleyenler ne mutlu kişiler. Av. Mehmet Yener,Fahri Kayahan öldüğünde on yaşındaydım” diyor.

Sivas Caddesi Hidayet Apartmanı beşinci kattaki taziye evine gittik.
Şanlıurfa’da gördüm, ölü ailesinin taziyeleri kabul ettikleri, gelen gidenlerin yemek yedikleri, çay içtikleri ücretli taziye evleri var. Düğün salonları gibi. Adres sormak, adres aramak derdi yok, apartman dairesi darlığı sorunu yok.

Başsağlığı evinde muhasebeci Abdurrahman Coşkun karşıladı. Konuştuk, hal-hatır ettik. Gelen-gidene ilgisi karşısında “Rahmetli senin bir şeyin oluyor muydu?” dedim. “Benim babamdı.” demez mi... Bilgisizliğim karşısında utandım. Yirmi yaldır tanıdığım, çocuklarınım sünnetine bile gelmiş kişi Hakkı Coşkun'n oğluymuş meğer!

Bayramın ikinci günü de Baro’daki bayramlaşmadan sonra gittik. Av. Seyhan Semercioğlu, Av. Mehmet Yener, Av. Ramazan Kavuk, Av. Mehmet Görgeç birlikte gittik.

Seyhan Beyin, Ramazan Beyin gülerek anlattıkları bir çok anıları var Hakkı Coşkunla ilgili. Şakacıymış. Yarenliği severmiş.

Hava ikmal Merkezinde elektrikçilikten emekli olmuş. Seksendört yaşındaymış. Son zamanlarda, göz tansiyonundan iki gözü de görmez olmuş. Ölümünden iki gün önce televizyonda gösterilen Dirican filmini de izleyememiş elbette.

Bu filmin sonunda attan düşmüştü. Sepil Çakmaklı yüzünden düştüğünü söylüyormuş şakayla. Filmin
Malatya’daki galasına çağrılmadığı için de Gani Rüzgar Şavata’ya çok içerlemiş
Malatya’nın övündüğü ünlü sinemacı nasıl düşünmemiş...

Yirminin üzerinde bestesi varmış. 'Yüksek Eyvanlarda Bülbüller Öter' türküsünü Adıyaman’a gelin giden dünya güzeli kardeşi üstüne bestelediğini televizyonda kendinden dinleyip öğrenmiştim. (Git güle, güle gelin olasın/Adıyaman eline yuva kurasın. Mehmet Seske)

Erzurum dağları da kar ile boran/ Aldı ciğerimi de dert ile verem/ Siz de bulunmaz mı da bir kurşun kalem/Yazam ahvalimi de yara bildirem/.,, bu müthiş türkünün O’nun bestesi olduğunu yine televizyonda kendi sesinden duyduğumda şoke olmuştum. O güne değin nasıl bir yerden duymamıştım. Bizim bildiğimiz bir tek Yüksek Eyvanlar... Radyolarda bir tek bu türküde “Hakkı Coşkun’dan alınan bir Malatya türküsü” dendiğini biliyorum. “Erzurum Dağlan” da onunmuş. Oğlu Abdürrahman Bey de söyledi, Erzurum’da kısa bir hapisliği olmuş, o zaman bestelemiş.

Selahattin Alpay’a da içerliymiş. İki kasetini vermiş, “Al oğlum Selahattin, sen de ekmek ye ben de yiyeyim,” demiş, ama Alpay ilgilenmemiş.

Ahmet Kaya’nın söylediği “Saza niye gelmedin” türküsünün “Geçen cuma gelecektin/ Aylar oldu gelmedin” sözlerinde dikkatimi çeken bir yanlışlığı da, Hakkı Coşkun'un düzeltmiş olduğunu gördüm: “Geçen Cuma gelecektin/Hafta oldu gelmedin”. Öyle ya, geçen cuma derken en çok bir hafta öncesinden söz edilir, geçen cumadan bu güne aylar geçmez.

Malatya, suyu gibi bol, kayısısı gibi bal sesli Hakkı Coşkun’unu yitirdi.
Malatya’nın Kernek suyu gibi değil, doksaribirdeki Yeşilyurt seli gibi coşkun sesli, coşkun yürekli Hakkı Coşku'nu yok artık.

Ama unutulmayacak. Bir yıldız gibi Malatya göğünde asılı kalacak.
 
Selahattin Sarıoğlu  02.03.02