SARIOĞLU 2009´da YANIT VERDİ: YENİ ANAYASA...
 
                 “TARAF Yeni Anayasa Forumu”na Eleştirel Notlar"
07/05/2009
Gerçek Gazetesi-  www.gunestv.com
selahattinsarioglu@msn.com

Taraf  Gazetesinin 4 mayıs 09 günlü sayısında "Sil Baştan Anayasa Şart" başlıklı bir forum yayınlanmıştı.
Okurken bazı notlar düşmüştüm.
Bu yazımızda onları sunayım...

Prof. Dr. Serap Yazıcı: ... Cumhuriyet aşağı yukarı 100 yılını doldurmak üzere. Türkiye`nin bugüne kadar halkın gerçek temsilcileri tarafından serbest olarak hazırlanmış bir anayasası mevcut değil. Bu demokratik dünya karşısında çok utanç verici bir tablo.

-Vay anasına, 1921, 24 Anayasalarını yapanlar halkın gerçek temsilcileri değil, genel başkanların işaretiyle listeye konulup seçilenler halkın gerçek temsilcileri... Selahattin Sarıoğlu ss


Mustafa Erdoğan: ... Bugün baştan başa iyi bir anayasa yapmaya ihtiyacımız olmasının en temel nedeni, Türkiye`de iktidar kaynağının halk olduğunu açık seçik biçimde teyit etmemiz gereğidir.

-12 Eylül`de sizin dediğiniz gibi insanı temel alan, özgürlükçü bir felsefeyle yapılmış bir anayasa olsaydı ‘şimdi yeni bir  anayasaya gerek olmazdı`, öyle mi? Evet diyeceksiniz . Peki içten yanıt veriniz, ‘Öyle olmadığı için mi, yoksa dinsel ve etnik ideolojinin (doğal olmayan etkilerle, iç dinamiklerle değil) edindiği konumu anayasal güvenceyle perkitmek için mi bu çaba? Sonra,  madem ki iktidar kaynağının halk olduğu anlaşıldı, bunu açık seçik teyit ettirmesen ne eksik kalır, bunun için bu kadar çabalamaya, süslü söze ne gerek var ki? ss


Ergun Özbudun: ... İkinci bir nokta, halk oyu ne derece hazır. Elbette herkesin Anayasa`nın teknik düzenlemeleri konusunda ilgi ve bilgi sahibi olması beklenemez. Fakat bu şart değil. Öyle zannediyorum, Türk toplumunun çoğunluğu 82 Anayasası`nın temel problemi olan halk iktidarının seçilmiş olmayan odaklarla aşırı derecede paylaştırıldığının farkındadır. Bundan mutluluk da duymamaktadır. Bu da yeni bir anayasanın yeterince halk desteği bulması için kafidir. Bugün hakikaten paylaşılmış bir iktidar var. Millet egemenliği diyoruz fakat millet egemenliğinden çıkmamış organlar iktidara sadece ortak değil bazen hâkim oluyorlar. Ben bunun halkın çoğunluğu tarafından yeterince algılandığını düşünüyorum.

-Halkın temsilcileri tarafından yapılmış bir anayasamız yok falan diyorsunuz... İşinize geldiği gibi uydurun. Yok, 'halkın ilgisi kafidir' falan. Size kalsa yüz kişinin ilgisi bile yeterli.  Siz kafanızdakini kurmak için işinize gelene başvuruyorsunuz. Ben 4-5 yıl kadar önce Kahramanmaraş`ta Özdemir Özok ve Cemil Çiçek tarafından yapılan Sivil Anayasa Panelinde sormuştum ‘Halkın yeni anayasa talebi var mı, sivil diyorsunuz sivillerin yaptığı çok kötü, askerlerin yaptığı çok iyi anayasalar yok mu dünyada?` diye.  ss


Serap Yazıcı: ...Devlet organları ve makamları bu anayasaya uygun davranmayarak zaten bu belgenin artık uygulanabilir bir belge olmadığı gerçeğini göstermektedirler.

-Uymama neyin göstergesi? Anayasanın kötülüğünün mü, yoksa Türkiye`de Devleti yönetenlerde bile bir hukuka uygun yaşama, hak'ka, hukuka saygı kültürünün henüz yerleşmemiş olmasının mı, ya da başka bir yaklaşımla halkın böylesi siyaset ve devlet adamlarını ayıklama, böylelerine prim vermeme gibi bir etkinlikte olmadığının mı? Yoksa, Türkiye`nin maddi temeli henüz hukuka uygun yaşamaya el vermiyor mu? ss

Mehmet Altan:
12 Eylül mantığı demokrasinin mabedi olan parlamentoyu şube müdürlüğüne indirgemiş. Onun ne yapıp ne edeceğini şekillendirmiş. Onun için de parlamentodaki çoğunluk aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere saygılı kalmak kaydıyla her türlü değişikliği yapabilecek bir güç, bir halk egemenliğinin ana unsuru olarak da görülmüyor.

-Meclisin bu durumu, sizin dediğiniz nedenden mi kaynaklanıyor, yoksa siyaset adamlarının halkın oyunu almak için her yolu mübah görmelerinden ve adeta demokrasicilik oyunu oynamalarından mı?  ss


Mehmet Altan: ... Yunanistan`a bakabiliriz. 1967`de darbeyi yapan albayların bugün ömrü vefa edenleri hala hapiste. Biz de ise darbenin yasaları gündelik hayatı dahi etkileyecek şekilde etkili. Bu nedenle de Yunanistan yaşam kalitesi endeksinde 24. sıraya yükseldi biz 82. sırada geziniyoruz.

-Nedeni sonuç olarak göstermek niye? Demokrasi mi yaşam kalitesinden çıkar, yaşam kalitesi mi demokrasiden???  ss

Ergun Özbudun: 82 Anayasası bir darbe mahsulüdür. Beş kişilik konsey son sözü söylemiştir. Burada mantıksız bir durum var. Beş generalin koyduğu değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler milli iradeyi bağlıyor ve biz onları zinhar değiştiremiyoruz, ebediyete kadar. Hiç bir demokratik mantıkla bağdaştırılamaz bir durum. Amerikan Anayasası`nın kurucu babalarından birinin bir sözü vardır. ‘Ölülerin anayasa yapımında söz hakkı yoktur.` Dolayısıyla 82 Anayasası fevkalade demokratik yöntemlerle yapılmış olsaydı dahi, daha sonraki kuşakları ebediyen bağlama konusunda ne ahlaki, ne hukuki, ne de siyasi hakkı olabilirdi. Ben normal seçilmiş bir yasama meclisinin dahi kendisini kurucu meclis ilan edip ilk üç maddeyle de bağlı olmaksızın, serbestçe bir anayasa yapabileceğine kaniyim.
Bunu Erdoğan Teziç gibi bazı anayasa hukukçularımız da beyan etmişlerdir. Sadece Cumhuriyet ilkesiyle bağlı olunması yeterli. Zaten bu ilkeye de kimsenin itiraz ettiği yok
.

-Yok, yok, onunla da bağlı olunmayabilinir...! Niye onu ayırıyorsunuz, niye o da değişebilir diyemiyorsunuz? Nasıl olsa asli kurucu halkın kendisi...  Hilafet bile getirilebilir. Bu Ülkeyi kurtaran, laik, çağdaş rotaya sokan, ulusu, tebadan birey katına yükseltenlerin iradesi falan aranmaz, o hooo... ss

Mehmet Altan:
İnsanlığın gelişmesiyle birlikte, çok köklü, yaygın bir anayasa disiplini var. 1215 Magna Carta`ya kadar dayandırabileceğimiz, bireyi devlete karşı koruyan, sosyal yapı, toplum değiştikçe buna göre yenilenen bir anlayış bu.
Değiştirilemez maddelerin olmasının iki problemi var. Birincisi topumu değişmez kabul ediyorsun. İkincisi bu anayasayı dünyadaki gelişen literatürden koparıyorsun. İki örnek verebilirim. Burada şahıs ismi geçiyor. Dünyada bir Humeyni adı İran Anayasası`nda geçer, bir de Kim il-Sung`un adı Kuzey Kore Anayasası`nda geçer. Türkiye`nin benzemek istediği ülkeler Kuzey Kore ve İran mı?

-Allah`tan kork, Allah'tan! Atatürk gibi bir dünya Önderi daha var mı? Türkiye Batı Ülkelerinin düzeyine gelirse zaten Atatürk`ün ülküsü de gerçekleşmiş olacağından Adını anayasaya koymaya gerek kalmaz.  ss


Mehmet Altan: ... Türkiye`nin demokratik kültürünün ne kadar eksik olduğunu anlatmak açısından yine değişmez maddelerden üçüncüsüne bakalım. Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Bu belki bizim kulağımızı tırmalamıyor ama siz devletle milleti bölünmez bir bütün olmayı normal algıladığınız vakit o ülkenin demokratik bir rejimle yönetilmesine imkan kalmıyor. Çünkü devletle bütünleşmiş millet, temel hak ve özgürlüklerinden yoksun sayılıyor. Devlet bölünmesin ama millet demokratik açıdan çok farklı görüşlere, çoğulculuğa, yaşam biçimine pekala sahip olarak bölünebilir.

-"Devletin ülkesi, toprakları bölünmesin, devletin egemen olduğu-yönettiği ulus da bölünmesin, yani başka devletlere, otoritelere bağlanmasın, ama çok görüşlü, anlayışlı, kültürlü olabilir."  biçiminde anlıyorum ben o bölünmezliği, siz nasıl o biçimde anlıyorsunuz?  ss


M. Altan: ... Halbuki nasıl bir idari tarza sahip olacağına karar verecek parlamentonun kendisidir. Belki de bir anayasa terimleri sözlüğü yapmak iyi olabilir. -

-Bir adım daha atıp söyleyebilse: Aslında anayasaya da gerek yok. Parlamento istediği gibi yönetebilir diye... ss


Ergun Özbudun: ... Anayasa yapmak bir müzakere, uzlaşma ve pazarlık sürecidir. Başarılı anayasa yapma örneklerine baktığımızda birbirinden çok farklı partilerin bu zahmetli, meşakkatli pazarlık süreci sonunda büyük çoğunluğunun kabul ettiği bir ortak metne vardıklarını görüyoruz. Türkiye`de şu anda iyimserliğe elverişli bir durum yok. Çünkü karşılıklı olarak psikolojik blokajlar var. Fakat bu tür kampanyaların faydası, demokratik bir anayasa ihtiyacının kamuoyunun büyük bir kesimine benimsetilmesi olur. Netice itibariyle konunun doğrudan muhatabı siyasi partiler de bu durumdan etkilenir. Ama bugün öyle bir karşılıklı algılaşma var ki; oturup rasyonel bir müzakere yapılabileceğini sanmıyorum. Gene de yapılması gereken budur. Bu ihtiyacı vurgulamak ve bu değerler üzerinde mümkün olduğu kadar geniş bir oydaşma yaratmak olacaktır.

-Türkiye`de toplumsal barış var mı ki bir anayasa uzlaşması sağlanabilsin, Millet güzel güzel oturup tartışsın. Herkes, her görüş birbirini köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, yok etmeye çalışıyor, kimi bir sıfır, iki sıfır yendik diyor, diğeri rövanşı alacağız diyor. Siyasal İradenin toplumsal barışı sağlamaya yönelik adımlar atması, herkesin Hükümeti olduğunu kanıtlayan adımlar atması, örneğin kadrolaşmaya gitmemesi, her görüşten, inanıştan kişiyi hak ettiği kadroya atayabilmesi, örneğin vali, kaymakam ataması, müsteşar, genel müdür olması, hukuk kurallarına uyması,
kucaklayıcı olması gerekmez mi? ss

 Av. Selahattin Sarıoğlu  
 Malatya Barosu Başkanı