Irk veya Mezhep temelinde siyaset

İçini gizleyip, IRK veya MEZHEP temelinde siyaset yapıyor, konuşuyor, tartışıyor; ‘iyiyi-kötüyü’, ‘doğruyu-yanlışı’ belirliyor..
Sen de o temel üzerinde değilsen, nasıl konuşacaksın, anlaşacaksın…? ss

PAKET YAVAŞ YARGIYA HIZ VERMEZ

                       
                      PAKET YAVAŞ YARGIYA HIZ VERMEZ
 
Adalet Bakanlığı “Yargı Paketini”,  “insanı” değil, kendini, yani “Devleti” düşünerek hazırlamış.
Hemen baştan belirtmek gerekir ki, yargı devletin görevidir ve yargıdan kaynaklanan sorunlar da yine devletin (kendi) sorunudur.
Çünkü, yargının “kötü işlemesi”, devletin “yönetme” yolunda “topallamasına” neden olur.
Ancak, Devlet, açıklanan Paketle, yargının yavaşlığı sorununda “Yargıyı hızlandırırsam görevimi iyi yapmış olurum.” yerine, “Ceza ve tutukevleri dolu, adliye binaları yetersiz, hakim, savcı, personel sayısı az; tutuklu, hükümlü sayısını, soruşturma, kovuşturma dosya sayısını, icra dosya sayısını nasıl azaltırım?” kaygısıyla hareket ettiğini gösteriyor.
Ve, suçlu için, mağdur için, alacaklı için, borçlu için kısaca “Herkes için adalet.” ülküsünden adata vazgeçmiş görünüyor.
Bu yaklaşımla da neredeyse Türkiye “Yargısız ülke” haline gelecek; Adalet Bakanı da “Şu okullar olmasa maarifi ne güzel yönetirim.” diyengeçmişteki maarif vekaletinin durumuna düşecek.
Sormak gerekir: “Ön ödemede”, “Elektrik hırsızlığında”, “Adli kontrolde”… parası olup da ödeyene “güle güle”, ödeyemeyene “cezaevine” demek ne derece adildir?
 
Mahkemelerin iş yükünü azaltmak, ceza evlerini boşaltmak bazı eylemleri suç olmaktan çıkarmakla, cezaları azaltmakla, kimi işleri yargıdan alıp noterlere, mülki amirlere vermekle, icra dosyalarını azaltmak alacaklıların icra takibi yapmalarını zorlaştırmakla değil, yargıç, savcı sayısını artırmakla, teknik ve fiziki olanakları genişletmekle, personeli yeter duruma getirmekle, gereksiz iş ve işlemleri ortadan kaldırmakla olabilir.
 
Paketteki kimi konularla ilgili şunlar söylenebilir:
1.    Basın yoluyla ve diğer yollarla işlenmiş ceza üst sınırı beş yıldan az düşünce açıklama suçlarının yargılamasının ve infazının “askıya alınması” üç yıl içinde yenisi işlenmezse ortadan kaldırılması doğru olmuş. Ama bence, en doğrusu basın suçlarında soruşturma başlatılmasının Basın temsilcileri, Adalet kom. Bşk., C. Bşsv., Baro Bşk… katılımıyla kurulacak “İl Basın Soruşturması İzin Kurulu”nun iznine bağlanması.
2.    Elektrik hırsızlığı suçunda borcu ödeyenin cezadan kurtulması  iyi, ancak ödeyemeyecek durumda oldukları saptananların da cezadan kurtulması gerekir.
3.    Borçlunun televizyonunun, buzdolabının, çamaşır- bulaşık makinesinin haczedilememesi iyi ancak alacaklının o araçlara sahip olmaması durumunda bunların haczedilebilmesi gerekir.
4.    Mahkemelerin geçmişe dönük “yasak yayın” kararlarının ortadan kaldırılması doğru bir karar.
5.    Asgari ücretin altında olan alacaklarla ilgili olarak icra takibine geçilmeden borçluya “uyarı mektubunun” gönderilmesi faydasız uğraş olacaktır.
6.    Danıştay’ın yükünü İdare ve Bölge İdare Mahkemelerine yüklemenin yargıyı hızlandırabilmesi bu mahkemelerin olanaklarının artırılmasına bağlıdır.
7.    Adli Sicil Arşiv Kayıtlarının suçuna göre beş-onbeş ve otuz yılda silinmesi doğru, ancak bir yerlerde saklanmaması mutlaka silinmesinin sağlanması gerekir.
8.    Uzun ve haksız tutuklamanın önüne geçme düşüncesinde olmak doğru ama bunun, adli kontrolde ceza üst sınırının üç yıldan beş yıla çıkarmakla ve mahkemelerin tutuklama kararı gerekçelerinin somut olarak açıklanmasıyla olmayacağı bilinmelidir. Yargıç ve C. savcılarının yaklaşımlarının eğitimle değiştirilmesiyle olabileceği düşünülebilir.
9.    Özel Yetkili Mahkemelerdeki savunma hakkı çiğnenmelerinin önüne geçme düşüncesi iyi ama bunun küçük değişikliklerle sağlanabileceğini kabul edebilmek yanlış.
Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamasındaki ikiliğin ortadan kaldırılması, Terörle Mücadele Kanununda da, Türk Ceza Kanununda da aynı CMK’nın uygulanmasının kabulü gerekir.  Ayrıca Özel Yetkili Mahkemelerin de kaldırılması gerekir.
 
En derin saygılarımla sunarım. 18.01.12
 
Av. Selahattin Sarıoğlu
Malatya Barosu Önceki Başkanı

İNÖNÜ ÜNV. KONFERANSI

TÜRKİYE’DE HUKUKUN İŞLEYİŞİ VE BAROLAR KONFERANSI

 Yer:İnönü Ünv. Kongre ve Kültür Merkezi Tarih:26.03.09, Saat:14.00

Efendim hoş geldiniz.

Herkese, sevgili öğrencilere, saygıdeğer hocalarıma, değerli konuklara, basın üyesi kardeşlerime en sıcak selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Hukuk, en sevdiğim sözcüklerden biri.

Hukuk denince içim ısınır benim.

Acıkmışken önüme konan bir ekmek, susamışken elime tutuşturulan bir bardak su gibidir.

Bu durum, haklara saygılı, adalete uyumlu yaşanılması özlemimden kaynaklanıyor olsa gerek.

Ben, aslında, baldıran zehriyle idam edilen Sokrates’in  dediği gibi “Haksızlık yapmış olmak yerine, haksızlığa uğramış olmayı yeğlerim.” diyenlerin çoğunlukta olduğu bir toplum murat ederim.

Hukuk da bunu amaçlar zaten.

Adaleti gerçekleştirmeyi erek eder.

DEĞİŞİK HUKUK TANIMLARI

Tanım yapmanın bilimsel nitelikli bütün çalışmaların en zor yönünü oluşturduğu söylenir.

Tanım, tanımlanacak kavramın tüm unsurlarını içine almalı, kapsamadığı unsurları dışlamalıdır.

* Hukukun görevi, devlet görevlilerinin ve yargıçların ödevlerini ifa ederken ve suçluları cezalandırırken uyacakları kuralları göstermektir. Aristo

* Gerçek hukuk doğaya uygun akıldan çıkar. Bu hukuk, evrensel, değişmez ve ebedidir. Cicero

* Hukuk, devlet gücü tarafından dış zorlama ile güvence altına alınan sosyal hayat şartlarının bütünüdür. Jhering

* Hukuk, toplum hayatında kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve uyulması kamu gücü ile desteklenmiş sosyal kurallar bütünüdür. Necip Bilge

* Hukuk, insanların dışa yansıyan davranışlarını düzenleyen, egemen güç (üstün siyasal iktidar) tarafından çıkarılan ve uygulanan kurallar bütünüdür. Holland

Bu son tanıma bakarak şunlar söylenebilir:

1.     Dışa yansıyan davranışlar hukukun konusudur.

2.     Egemen güç tarafından belirlenir.

3.     Kurallardan oluşur.

4.     Genel olarak kişilerarası ilişikleri düzenler.

POZİTİF (olan hukuk, yürürlükteki hukuk) HUKUKUN BÖLÜMLERİ

A-Kamu Hukuku,

B-Özel Hukuk

*A’nın B ile evlenmesi, D’nin K’ya telefonunu satması, C’nin evini oğluna bağışlaması… devletin vazettiği-koyduğu hukuka göre gelişir; ama devlet bunlarla fazla ilgilenmez, devlet, A’nın vergi borcuna veya hırsızlık yapmasına karşı kayıtsız kalamaz.

KAMU HUKUKU:

a.     Anayasa Hukuku,

b.     İdare Hukuku,

c.      Ceza Hukuku,

ÖZEL HUKUK

A-Medeni Hukuk:

a.     Kişiler Hukuku,

b.    Aile Hukuku,

c.     Miras Hukuku,

d.    Eşya Hukuku,

e.     Borçlar Hukuku.

B-Ticaret Hukuku ve Fikir Hukuku:

a.     Ticari İşletme Hukuku,

b.     Ticaret Şirketleri Hukuku,

c.      Kıymetli Evrak Hukuku,

d.     Deniz Ticaret Hukuku,

e.      Sigorta Hukuku,

f.       Hava Hukuku,

g.     Fikri Haklar.

Y A P T I R I M  SORUNU

·        Ceza hukukunda ölüm, hapis, para cezası, adli kontrol.

·        Medeni hukukta tazminat, butlan, aynen iade…

·        Vergi hukukunda usulsüzlük, kaçakçılık…

·         Yönetim hukukunda uyarma, kınama, görevden çekilmiş sayılma, iptal…

·        Anayasa hukukunda milletvekilliğinin düşmesi, iptal...

GEÇMİŞTİE CEZA HUKUKUNDAYAPTIRIM SORUNU:

·        KİŞİSEL ÖÇ- Faili, mağdur veya yakını istediği biçimde cezalandırabilir. Barış ve güven iyicene bozuldu. KAN GÜTME gibi.

·        KISAS-Misilleme- Sözlük anlamı bir şeyin mislini, benzerini yapmak. Aynen karşılık vermeyi içerir.

Tevrat: “Göze göz, dişe diş.”,

Kur’an: Yalnızca cinayette kısas öngörülmüştür.

·        DİYET-FİDYE-Para, mal verme.

Artık çağdaş cezalandırmada amaç suçluyu topluma kazandırmaktır.

HUKUK NORMLARI HİYERARŞİSİ

Normlar arasında bir sıradüzen vardır.

Önem sırası vardır.

1.     Anayasa: Devletin şeklini, kişilerin haklarını ve ödevlerini, devlet organlarını ve bu organlar arasındaki ilişkileri belirten en soyut ve en genel hukuk kurallarını içeren yazılı kurallar bütünü.

2.     Kanun: Kanunkoyucu tarafından Anayasada gösterilen ilkelere uygun olarak çıkardığı norm.

3.     Tüzük:Bakanlar Kurulu kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği  işleri belirlemek üzere kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay incelemesinden geçirilmek koşuluyla çıkardığı kurallar.

4.     Yönetmelik:Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve  tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere bunlara aykırı koşuluyla çıkardığı normlar.

Uluslar arası sözleşmeleri bunların tepesine koyabiliriz.

Çünkü Anayasamızda da bu doğrultuda bir değişiklik yapılmıştır.

Hukuk Tarihi

AVRUPA      

-İngiltere’de yazılı olmayan, daha çok içtihatlara-yargısal kararlara dayanan hukuk varken, Kıta Avrupa’sı Roma Hukukunun etkisindeydi.

Daha sonra Roma Hukukunun egemenliği başlıyor.

Bilindiği üzere ORTAÇAĞDA dinsel, tanrısal hukuk anlayışı egemen. Derebeylik dönemi var.

-Bugünkü Batı hukuku 15. YY’dan başlayarak doğmuştur.

B İ Z D E

-Türk Hukukunun temelleri TANZİMAT DÖNEMİNDE atılmıştır. Bilindiği gibi tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi Osmanlı hukukunda da yargı örgütünün temel kişisi KADIDIR.

- Türk hukukunda Batıya açılma 3. Selim ve 2. Mahmut dönemlerinde başlamıştır. Cumhuriyet Dönemi hukuku tamamen Batı kaynaklıdır.

TANZİMAT DÖNEMİNDE MAHKEMELER

Tanzimat Dönemine kadar yalnızca kadı mahkemeleri bulunmaktadır.

a. ŞER’İYE MAHKEMELERİ,

b.  NİZAMİYE MAHKEMELERİ, (1864)

c. TİCARET MAHKEMELERİ,

d., CEMAAT (azınlık) MAHKEMELERİ (Kiliselerde zimmilerin özel hukuk işlerine bakan mahkemeler.)

e. KONSOLOSLUK MAHKEMELERİ (kapitülasyonlarla ilgili)  

-Nahiyelerde- İHTİYAR MECLİSİ- İmam veya papaz başkanlığında.

- Kazalarda- DAVA MECLİSİ-Kadının başkanlığında- -Üç Müslüman, üç Hıristiyan’dan oluşurdu.

-Sancaklarda- HUKUK VE CEZA MAHKEMELERİ Kadının başkanlığında bulunurdu.

-Vilayetlerde- HUKUK ve CEZA MECLİSİ 

 Ayrıca Meclis-i Cinayet Mah.-Ağır Ceza Mahkemesine benzer.

-1879’da Mahkeme Örgütü Kanunu çıkartılmış, bu Kanunla YARGI yönetim karşısında BAĞIMSIZLAŞMIŞ, savcılık kurumu ilk kez gelmiştir.

- 1876’da da AVUKATLIK tüm yurttaki mahkemeler için kabul edilmiştir.

-1869’da basit hukuk mektebi kurulmuş, 1874’ lise düzeyine çıkarılmış.

Tanzimat Döneminde laiklik benimsenmediğinden eski ile yeni bir arada yürümüştür. Düalizm-İkicilik

-Osmanlı ÖRFİ hukuku dinsel vasfını korumuş, Batı hukukunun geçirdiği sürece girememiştir

Bu nedenle hukuktaki atılımlar kısmen verimli olabilmiştir.

 

 

KANUNLAŞTIRMA(Kodifikasyon)

OSMANLI DÖNEMİNDE

Hukuk aracılığı ile toplum hayatını değiştirmenin, hiç olmasa etkilemenin mümkün olduğu görüşü modern toplumlarca benimsenmiştir.

Osmanlı Devletinde hukuk yoluyla toplumu değiştirime ve yeni bir biçime sokma fikrinin 1839 Tanzimat Fermanıyla başladığı belirtilmektedir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE

Bu dönemin en önemli özelliği devlet yönetiminde ULUSAL EGEMENLİK İLKESİ yanında hukuk alanında LAİKLİK ESASININ benimsenmiş olmasıdır.

Medeni Kanun gerekçesinde “Milli sosyal hayatın düzenleyicisi olan ve yalnız ondan ilham alması gereken… bir medeni kanundan Türkiye Cumhuriyetinin yoksun kalması, ne yüzyılımızın gerekleriyle, ne de Türk İhtilalinin içerdiği mana ile bağdaştırılır.”

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt : “TMK bütün medeni kanunlar arasında en yeni, en mükemmel ve en halkçı olan İMK’nundan iktibas olunmuştur.”

Yeni bir hukukun, eski hukuktan kopmuş hukukçular tarafından uygulanabileceği düşüncesi nedeniyle 1925’te Ankara Hukuk Mektebi kurulmuştur.

Atatürk: “Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müessesenin  küşadında hissettiğim saadeti hiçbir teşebbüste duymadım ve bunu izhar ve ifade etmekle memnunum.” demiştir.

T Ü R K İ Y E’ D E  Y A R G I

Yargı gücü, yasama ve yürütme güçlerinin yanında üçüncü gücü oluşturur.

Yargı nedir? Yürürlükteki hukukun bağımsız yargıçlar tarafından belli bir olaya uygulanmasıdır. Örneğin bir davanın görülmesi ve karara bağlanmasıdır.

YARGI KOLLARI

Her yargı çeşidinde ayrı yargılama usulü uygulanır.

 

1.   ANAYASA YARGISI-Anayasa Mahkemesinin, Anaysa Mahkemesi sıfatıyla baktığı işler ile Yüce Divan sıfatıyla baktığı işlerdeki faaliyeti yargısal faaliyettir.

                         

2.   İDARİ YARGI-İdari yargı, idari makamların (Örneğin Devletin, belediyelerin..) kamu hukuku alanındaki faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile uğraşır. Bu da ikiye ayrılır.

a.   Askeri idari yargı. Yük. Mah. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’dir.

b.   Genel İdari yargı. Yüksek mahkemesi Danıştay’dır.

1.   Bölge İdare Mahkemeleri,

2.   İdare Mahkemeleri,

3.   Vergi Mahkemeleri.

3.   ASKERİ CEZA YARGISI-Askeri mahkemelerin, askeri ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleri düzenleyen yargı çeşididir. Yüksek Mahkemesi Askeri Yargıtay’dır.

4.   ADLİ YARGI-Diğer üç yargı çeşidi dışında kalan tüm yargısal faaliyeti (adliye mahkemelerinin yargısal faaliyetini)kapsar. Yüksek mahkemesi Yargıtay’dır.

a.   Ceza Yargısı-Ceza Mahkemelerinin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleridir.

b.   Medeni Yargı. Hukuk mahkemelerinin, özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetleridir. Medeni yargı da ikiye ayrılır:

a.   Çekişmeli Yargı (nizalı yargı).

b.   Çekişmesiz Yargı (nizasız yargı).

M E D E N  İ   Y A R G I

M A H K E M E L E R

Yargı yetkisi, Türk Ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

 

Türkiye’de mahkemeler üç bölüme ayrılır:

1.   Adli yargı ilk derece mahkemeleri,

2.   Adli Yargı ikinci derece bölge adliye mahkemeleri,

3.   Yargıtay.

HUKUK MAHKEMELERİ VE GÖREVLERİ

1.   Sulh hukuk mahkemeleri: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile diğer kanunlarda belirtilen görevleri yerine getirir.

2.   Asliye hukuk mahkemeleri: Sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar.

3.   Özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemeleridir.

MAHKEMELERİN GÖREV VE YETKİSİ

Birinci sorun GÖREV VE YETKİ sorunudur.

GÖREV, davanın hangi mahkemede, yani asliye hukuk mahkemesinde mi sulh hukuk mahkemesinde mi görüleceğiyle ilgilidir.

Görevli mahkeme dava konusu şeyin değerine göre belirlenir.

YETKİ ise davaya neredeki mahkemenin bakacağı sorusuyla ilgilidir.

Her mahkemenin yetkili olduğu bir coğrafi bölge vardır buna yargı çevresi denir.

Genel bir yetki kuralı vardır: Aksine hüküm yoksa her dava açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri neresiyse orada görülür.

Bunun en önemli istisnası boşanma ve nafaka davalarındadır. Bu davalarda davacının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

D A V A

Dava, bir başkası tarafından öznel bir hakkının çiğnendiğini veya tehlikeye düşürüldüğünü veya kendisinden haksız bir istemde bulunulduğunu iddia eden kişinin mahkemeden hukuki koruma istemesidir.

Dava hakkı Anayasaca güvence altına alınmıştır. Herkes, yargı yerleri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.

Bir davada iki taraf vardır.

Üç taraf olamaz.

Çekişmesiz yargıda davacı, davalı olmaz. İlgililer olur.

TARAF EHLİYETİ

Davada taraf olabilme yeteneğidir.

Her gerçek kişi taraf olabilir.

Ölümle taraf olma özelliği biter. Mirasçıları sürdürür.

Tüzel kişiler de taraf olabilirler.

DAVAYA VEKALET

1.   Yasal temsil-Dava ehliyeti olmayanları kanuni temsilciler davada temsil ederler. Anne, baba, vasi, kayyım.

2.   İradi temsil- Yalnızca Avukat

Türkiye’de davayı vekille takip zorunluluğu yoktur. Herkes kendi davasını açıp sürdürebilir.

DAVA ÇEŞİTLERİ

1.   Eda-edim davaları,

2.   Tespit davaları,

3.   İnşai-yenilik doğuran davalar.

DAVANIN AÇILMASI

Hiç kimse kendi yararına olan bir davayı açmaya zorlanamaz.

Dava bir dilekçe ile açılır.

Asliye hukuk mahkemelerinde yazılı usul uygulanır.

Fakat yargıç tarafları dinlemeden karar veremez.

Dilekçede; mahkemenin adı, tarafların ad ve adresleri, davanın konusu, hukuksal olgular, hukuksal nedenler, kanıtlar ve istem yer alır.

DAVAYA YANIT-Davaya karşı koyma veya davayı kabul etme.

İtirazlar, def’iler süresinde ileri sürülmelidir.

Yanıta yanıt(replik), ikinci yanıt(Düplik).

Duruşmalar açık-aleni.

Zorunlu nedenlerin varlığı halinde gizli oturum kararı verilebilir.

1.   Tasarruf ilkesi-Yargıç istemle bağlıdır. Kendiliğinden bir davaya bakamaz.

2.   Taraflarca hazırlama ilkesi,

3.   Kendiliğinden araştırma ilkesi-Kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarda re’sen araştırma ilkesi uygulanır.

4.   Yargıç hukuku kendiliğinden uygular.

5.   Çabukluk, basitlik, ucuzluk (usül ekonomisi) ilkesi.

KANIT YÜKÜ-Beyyine külfeti-

“ İki taraftan her biri müddeasını İspata mecburdur.” Bu ifadeyi, İsviçre Medeni Kanunundaki gibi “Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir.” şeklinde anlamak gerekir.

Yargıcın, kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf iddiasını kanıtlayamazsa davayı kaybeder.

KANITLAR

Kesin kanıtlar:İkrar,senet,ticari defterler, yemin.

Takdiri kanıtlar:Tanık, bilirkişi, keşif.

 

 

 

H Ü K Ü M

1.   Ara kararlar,

2.   Nihai-son-kararlar-Davayı esastan çözen kararlar.

Kararın tefhimi:Hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunmasıdır. Buna kısa karar da denir.

YASA YOLLARI

Yasa yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuk yoludur.

Taraflar bununla yanlış olduğunu iddia ettikleri kararların yeniden incelenmesini, denetlenmesini sağlarlar.

Mahkemelerinin karar verirken yanlışlık yapmaları olasılığı bulunduğundan, verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından denetlenmesi için yasa yolları kabul edilmiştir.

1.   Olağan yasa yolları-Nihai kararların kesinleşmelerine engel olan yasa yollarına denir. Kesinleşmemiş kararlar sözkonusudur.

a.   TEMYİZ-Yargıtay

b.   İSTİNAF-Bölge adliye mahkemesi,

c.   Karar düzeltme.

2.   Olağanüstü yasa yolları- YARGILAMANIN YENİLENMESİ. Kesinleşmiş hükümler içindir.

YARGILAMA GİDERLERİ

Bir davanın sonuçlanabilmesi için harcanan paraların tümüne yargılama giderleri denir.

HARÇLAR, başvuru harcı, karar ve ilam harcı (Nispi karar ve ilam harcı, maktu karar ve ilam harcı.)dır. Diğer  giderler, posta, tanık, belge, yol, vekil…

Yargılama haksız çıkan tarafa yüklenir.

C E Z A  Y A R G I L A M S I

·        Ceza yargılaması bir kuşkuyla başlar, gerçeği bulana dek sürer.

·        Bir suçla veya suç iddiasıyla karşılaşıldığında C. Başsavcısı soruşturma başlatır.

·        Ceza yargılamasında maddi gerçek aranır.

·        Ceza yargılamasında ne topluma, ne bireye öncelik verilir.

·        Toplum-birey dengesinin sağlanması için üstün güç devletin hukuk kurallarıyla sınırlanması gerekir.

·        Bireysel özgürlükleri doğrudan doğruya ilgilendiren kaynaklar yasaya dayanır. Buna  mahkeme normlarının yasallığı  ilkesi denir.

·        Ceza hukuku normları-lehe olanlar dışında- geçmişe yürümez.

·        Hukuk, devletin gücünü sınırlar, bireyin devlete karşı güvencesini sağlar.

·        Önceden sanık bir obje-nesne, üzerinde inceleme yapılan eşya olarak görülürdü. Sonra savunma hakkının (Suje-Özne) olduğu kabul edildi.

·        Kamu davası açmaya yeterli kanıt olduğunda iddianame ile dava açılır; yargılama aşamasına-kovuşturma aşamasına geçilir.

·        Savcı gerekli koşullar gerçekleşmişse dava açmak zorundadır. Buna mecburilik ilkesi denir.

·        Savcı dava açmışsa geri alamaz. Buna vazgeçilmezlik ilkesi denir. Savcının tasarruf yetkisi biter.

·        Yargıç iddianameyle bağlıdır. Buna iddianameye bağlılık ilkesi denir.

·        Yargıç, fail ve fiil ile bağlıdır.

·        Akla ve bilime ters olmayan her şey kanıt olabilir.

·        Her aşamada yeni kanıt gösterilebilir. Ama seyircilerden biri kalkıp filmlerde olduğu gibi “Söyleyeceklerim var.” diyemez. Ancak, yazılı olarak bildirebilir.

·        Yargılama yalnızca yargıçla yapılır. C. Savcısının yaptığı soruşturmadır.

·        Yargılamasız ceza olmaz.

·        Davasız yargılama olmaz.(Yargıç iddiacı olmaz.)

·        Yargılama, dava açan belgeyle bağlıdır.

·        Yargıcın sanığın kaçma olasılığının olup olmadığını saptayıp tutuklamaya gerek görüp görmemesi şeklindeki çalışması bir tali davadır. (Yargılama makamı)

·        Son karar niteliğinde olmayan ama son karara götüren kararlara ara kararı denir.

·        Ara kararlar için yasada gösterilen durumlarda İTİRAZ edilir.

·        Yargıçlık makamı kararları için kural olarak itiraz edilir.

·        İDDİA MAKAMI kendi içinde ikiye ayrılmıştır:1.Toplumsal iddia makamı:C. Savcısı, 2. Bireysel iddia makamı:Katılan.(Yücel sayman’a katılan vekili olarak avukatın ceza yargılamasındaki konumunu sormuştum bir konferansında “Valla bu konuda benim kafam da karışık. Ne desem boş. Görüşümü bir süre sonra değiştirebilirim” demişti.

·        Avukat-Müdafii-Toplumsal amaçla savunma yapar. Hak edenin ceza almasında toplumsal yarar vardır. Avukat, ceza davalarında toplumsal savunmayı temsil eder.

·        Bireysel savunma makamında sanık vardır. Sanık kendini düşünür. Toplumu düşünmez.

·        İnsanların içinden kahramanlar çıkabilir. Ancak insanlardan kahramanlık yapmaları beklenemez. Eğer bir sistem kahramanlık üzerine kurulmuşsa, o sistem işlemez. Türkiye’de bazen savcılardan, hakimlerden kahramanlık beklenir. Mafyaya karşı falan.

·        Yargıç vicdani kanaatine göre kanıtları değerlendirir.

·        Önemli olan ceza görmeye razı olana değil, gerçek suçluya ceza vermektir.

·        Yargılama, bir masuma ceza vermemek, suçluya hak ettiği cezayı vermek için yapılır.

·        Demokrasilerde, ne birey uğruna toplum, ne de toplum uğruna birey feda edilir.

·        Adalet yerini bulmazsa, herkes yanlışlıkla cezalandırılmaktan korkar.

·        Soruşturmada taraf açıklığı sağlanmıştır. Ama kamuoyu bakımından gizlilik esastır.

·        Çelişme sistemi geçerlidir: TEZ, ANTITEZ, SENTEZ.

·        S u ç l u n u n   b u l u n m a s ı n d a n   d a h a   ö n e m l i  değerler v a r d ı r.

·        Duruşmanın ilkeleri:1- Sözlülük ilkesi, 2- Alenilik ilkesi, 3- Doğrudan doğruyalık ilkesi, 4- Yüze karşılılk ilkesi.

·        Dava aydınlanınca HÜKÜM verilir.

·        Hüküm-son karar ayakta dinlenir.

·        Hüküm şu dört karardan biridir.

a.   Beraat –Fiil işlenmemiştir.-Fiil tipik değildir.-Bu şahıs tarafından işlenmemiştir.-Kastı yoktur.-Hukuka uygun nedeni vardır.

b.   Mahkumiyet kararı:1-Hapis, (Ağırlaştırılmış müebbet hapis,Müebbet hapis, süreli hapis.) 2-Adli para cezası.

c.   Düşme kararı.(Ölüm, şikayetin geri alınması..)

d.   Durma kararı.(Ör. Yaşın saptanması istenmişse..)

KARARIN DENETLENME YOLLARI-YASA YOLLARI

1.   Olağan yasa yolları (Kesinleşmemiş kararlar için)

a.   İtiraz,

b.   Temyiz.

2.   Olağanüstü yasa yolları

a.   Yargılamanın yenilenmesi,

b.   Karar düzeltme,

c.   Yazılı emirle bozma,

d.   Yargıtay C. Başsavcılığının itirazı.

 

CEZA MAHKEMELERİ

1.   Sulh ceza mahkemeleri- Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması, sulh ceza mahkemelerinin görevi içindedir.

2.   Asliye ceza mahkemeleri- Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır.

3.    Ağır ceza mahkemeleri- Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m.148), irtikap (m. 250/1 ve 2), resmi belgede sahtecilik (m.204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflas (m. 161) suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.

4.   Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. -Özel kanunlarla belirlenen dava ve işleri görür.

 

BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN GÖREVLERİ- Bölge adliye mahkemelerinin görevleri şunlardır:

1. Adli yargı ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamak,   

2. Adli yargı ilk derece mahkemesi olarak yargı çevresi içerisindeki adli yargı ilk derece mahkemesi hâkimleri aleyhinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre açılacak tazminat davalarına bakmak,

3. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

 

A D L İ Y E M İ Z

İlçelerimizden Doğanyol, Kale ve Battalgazi’de adliye bulunmamaktadır.

 

Adliyelerimizde, 

 

43 Cumhuriyet Savcısı  (22 merkez, 21 ilçelerde)

61Hakim  (33’ü merkezde, 28’i ilçelerde) görevdedir.

 

 

Malatya Adliyemizde: 22 Mahkeme kuruludur.

 

          3 Ağır Ceza Mahkemesi (3. Ağ. C. Mah. CMK m. 250 ile görevli)

4 Asliye Ceza Mah.

4 Sulh Ceza Mah.

1 Çocuk Mah.

2 Sulh Hukuk Mah.

4 Asliye Hukuk Mah.

2 Aile Mah.

1 İş Mah.(iki hakimli- tek-çift)

1 Kadastro Mah.

     1 Çocuk Mah.

     2 İcra Mahkemesi kuruludur.

 

29’u yazı işleri, 9’u icra müdürü olmak üzere 250 kişiden oluşan personel görev yapmaktadır.

 

 

 VE B A R O L A R…

 

AVUKATLIĞIN MAHİYETİ:

 

Madde 1 - Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.

Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.

 

Savunma mesleği yargının üç ayağından biridir.

Hukuk devleti ilkesinin yaşama geçirilmesinin en önemli öznelerinden biridir.

 

AVUKATLIĞIN AMACI:

 

Madde 2 - Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

 

Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.

 

BAROLARIN KURULUŞ VE NİTELİKLERİ:

 

Madde 76 - Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.

 

 

A D L İ Y A R D I M

C M K- AVUKAT GÖREVLENDİRMESİ-Komisyonlar

 

17. BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI KONUŞMASI

ONYEDİNCİ BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI ARDINDAN

 

10 Ekim 09 günü Ankara’da yapılan 17. Baro Başkanları Toplantısına katıldım.

Toplantı, Birliğimizin Balgat’taki görkemli binasında, konferans salonunda yapıldı.

Toplantının nedeni, Bakanlık tarafından hazırlanan Yargı Reformu Stratejisi Taslağı ve Eylem Planını konuşmak, tartışmaktı.

Birlik başkanımız Sayın Avukat Özdemir Özok’un açış konuşmasıyla başladı.

Başkan, önemli bir sağlık sorunu yaşamıştı. Bununla ilgili bilgi verdi.

Ben de bu vesileyle Başkanımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. İnşallah -rahmetli annemin sözüyle- “Görmemişe döner”, eski sağlığına tamamen kavuşur.

Sayın Özok konuşmasında, Taslağı genel olarak olumlu karşıladıklarını, ancak eleştirilerinin, çekincelerinin olduğunu bildirerek, Taslağın ilk şeklinde yer almayan savunma mesleğinin, kendi çabalarıyla Taslağa girdiğini belirtti. Kendilerinin, hazırlanma sürecine çekincelerini belirttiklerini, elbette ki kararın siyasi sorumluluğu taşıyacak olan Bakanlığa ait olduğunu söyledi.

Toplantıda kimi baro başkanları söz alarak görüşlerini açıkladılar.

Başkanlar, kendisinden önce konuşanların değindiği konulara zaman ekonomisi bakımından değinmeden konuşmalarını yaptılar.

Söz sırası bana geldiğinde, özetle:

1.     HSYK üye yapısının belirlenmesine ve askeri yargıya -askeri ceza mahkemeleri ve AYİM- ilişkin değişiklik önerilerinin yeni tartışmalara neden olacağı, bu tartışmalarla zaten gergin olan siyasal ve toplumsal yapının daha da gerginleşebileceği, uzun tartışmalarla enerjimizi boş yere tüketeceğimiz kaygılarımla TASLAKTAN ÇIKARTILMASINI önerdim.

2.    Taslağın ‘Tanımlar’ bölümünde, Yargı Mensubu olarak hakim ve savcıların sayıldığını, avukatların yer almadığını, Yargı Profesyonellerinin, yargı mensubu, yargı çalışanı, avukat ve noterlerden oluştuğunu, burada avukatların yargı çalışanlarından sonra yer aldığını, yargı yetki ve görevi olmayan noterlerle yan yana getirildiğini,  yine Adalet Aktörleri sayılırken de yüksek mahkemeler, Türkiye Adalet Akademisi TBB ve Noterler Birliğinin sayıldığını ve TBB’inin TAA’nden sonra yer aldığını, bu sayım ve tanım yaklaşımıyla Bakanlığın savunma mesleğine bakışının olumsuz olduğunun açıkça görüldüğünü söyledim.

3.    Hakim- savcıların mesleğe alımında yaşanan bildik ilişkiler nedeniyle MÜLAKATIN KESİNLİKLE KALDIRILMASI GEREKTİĞİNİ, bir eleme yapılacaksa eğer adaylık sürecinde ve yargı denetimine açık olarak  yapılmasını söyledim.

4.    Avukatlarla ilgili olarak yapılacak ceza soruşturma izninin Adalet Bakanlığından alınarak TBB’ne verilmesini, Bakanlığın, önüne gelen her şikayet dilekçesine, avukatla empati kuramadığından ve de avukata olumsuz yaklaşım içinde bulunduğundan soruşturma izni verdiğini bununla avukatın uzun süreçlerde yıprandığını, zaten doğru olarak Taslakta hakim ve savcıların soruşturma izinlerinin Bakanlıktan HSYK’ya geçmesinin planlandığını söyledim.

5.    Son zamanlarda sıkça “Yargının Tarafsızlığı”ndan söz edildiğini, bu kavramın Taslakta da yer aldığını, Yargının Bağımsızlığının anlaşılır olduğunu, bunun dışsal nedenlere, siyasal iktidarlardan gelen karışmalara bağlı olduğunu, Yargının Tarafsızlığının ise içsellik taşıdığını, tamamen yargıç-savcı kalitesine bağlı olduğunu, tarafsız dahi olamayan yargıcın aslında hiç olduğunu, tarafsızlığın insan olabilmenin de en temel niteliklerinden biri olduğunu, bunun çekirdekten itibaren yaşanan evrimle oluştuğunu, yargıçlık, savcılık mertebesine ulaşıp da yansızlığa ulaşamayanların, bu yaştan sonra, eğitimle (Çünkü taslakta yargıç ve savcıların Türkiye Adalet Akademisi’nce eğitileceği söyleniyor.) tarafsızlık erdemine ulaştırılamayacaklarını belirttim.

6.    Medyanın yayınlarıyla zaman zaman, dahası sıkça soruşturma ve kovuşturmanın sağlığını tehlikeye soktuklarının gerçek olduğunu, bununla ilgili olarak basın özgürlüğünü de sarsmamak için illerde basın kuruluşlarının duayenlerinden ve hukukçulardan oluşma bir Medya Şikayet ve İzleme Kurulu oluşturulmasını, ayrıca Ankara’da bir Medya İtiraz Yüksek Kurulu oluşturulmasını, yargıya ilişkin basın davalarının ve diğer basın davalarının özellikle bu kurulların izni ve başvurusuyla açılabilmesini önerdim.

7.    Kamu hukuk danışmanları ve avukatlarının zorda olduklarını, bürokrasi kesiti içerisindeki konumlarının avukatın bağımsızlığı ilkesine aykırı olduğunu, bunun düzeltilmesi gerektiğini ve ayrıca kamu avukatlarının barolara üyeliklerinin zorunlu duruma getirilerek baro şemsiyesinin altına alınması gerektiğini söyledim.

 

Arkadaşlarıma kayısı çiçekleri aklığında ve çokluğunda sevgi ve saygılarımı sunarak…

 

Not:Diğer baro başkanı arkadaşlarımızın neler dediklerine ilişkin notlarımı da ileride sizinle paylaşmak umudumla, esen kalın. S.S.

AVUKATLAR GÜNÜ 5 NİSAN 10 AÇIKLAMASI

 

 

 

AVUKATLAR GÜNÜ NEDENİYLE KAMUOYUNA AÇIKLAMA

5 Nisan 010-İsmet Paşa Parkı -Kahvaltı

 

Çok Değerli Basın Mensubu Arkadaşlarım,

 

Buraya gelerek, görüşlerimizin, ilgililere, hemşerilerimize ve hizmeti borç bildiğimiz Milletimize ulaşmasını sağlayacağınızdan dolayı sizlere çok teşekkür ediyorum.

 

Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü.

 

1969 tarihli Avukatlık Yasasından alıntı yaparak mesleğimiz hakkında şunları söyleyebilirim:

. Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.

. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.

. Avukata karşı işlenen suçlar hakkında, bu suçların hakimlere işlenmesine ilişkin hükümler uygulanır.

. Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.

 

Bu denli önemli ödev ve görevlerle yüklü, Devletin Yargı erkini hakim ve savcılarla birlikte kuran  avukatlık  mesleğinin sorunları azalmak şöyle dursun giderek artmaktadır.

Oysa, sorunları en aza inmiş Savunma Mesleği, Devletin Hukuk Devleti olma ülküsüne daha iyi hizmet eder.

Yasayla belirlenmiş kamusal hizmetini daha iyi yerine getirir.

Devletin, zor kullanma yetkisine sahip polisi, jandarması karşısında, valileri, kaymakamları, hakimleri, savcıları karşısında, kocaman binaları, araçları karşısında güçsüz olan bireylerin, dalı, kolu olma görevini daha iyi yerine getirir.

Devlet, güçlü savunma mesleği karşısında, attığı adımlara daha çok dikkat eder.

Öyleyse, bu durumdan kimler rahatsız olur?

Hukuk tanımayanlar, gücüne güvenenler rahatsız olur.

Hukuk düzeni, huzur düzenidir, adalet düzenidir.

Hukuk Devletleri, çok geniş kitleler yararınadır, dürüst bireyler yararınadır.

Demek ki, GÜÇLÜ AVUKAT hukuk devletinin güvencesidir.

Çünkü, bağımsız yargı olmadan hukuk devleti,

avukat olmadan da bağımsız yargı olmaz.

Ama, yaşadığımız şu ortamda rahatlıkla denilebilir ki, yargının kendisi zorda. 

Yargı tümden baskı altında.

Geçmiş Yargıtay başkanlarından, ekonomik sorun açıklamaları, işte “Hakimler, cüzdanlarıyla vicdanları arasına sıkışmıştır” türünden açıklamalar yapılırken, bugün “Yargı kuşatılmıştır.”, “Yargı ele geçirilmeye çalışılıyor.” açıklamaları yapılmaktadır.

 

Kaygıların kaynağı TBMM’ye sunulan Anayasa Değişikliği Teklifi.

Teklifle, Anayasamızın güvenceye aldığı Hukuk Devleti ilkesinin çiğneneceğini hemen söyleyebilirim.

Çünkü, yargının bağımsız olma koşulu ortadan kalkabilecek.

Bağımsız yargı olmadan hukuk devleti olamayacağına göre, Devletimiz, hukuk devleti olmaktan çıkabilecek.

Şöyle ki:

Anayasa Mahkemesi’ne bakalım:

Mahkemenin üç üyesini, TBMM, ondört üyesini Cumhurbaşkanı seçiyor.

TBMM, siyasal organ, Cumhurbaşkanı da yürütmenin başkanı olduğuna göre, bu seçme yetkisinin Yargı Bağımsızlığı ve Anayasada açıklanan Güçler Ayrılığı ilkesine uyar olduğunu nasıl söyleyeceğiz?

Bu durumda, Anayasa Mahkemesine neredeyse “Cumhurbaşkanı Mahkemesi” demek gerekecek.

 

HSYK’ya bakalım:

Yargı bağımsızlığının simgesi olan HSYK’nın yapısı demokratikleştiriliyor denilirerek Yürütmenin denetimine sokuluyor.

Şöyle ki:

. Birincisi, yine Cumhurbaşkanı, yani Anayasamıza göre yürütme organı olan Bakanlar Kurulunun Başkanı, yüksek kurula dört üye, hem de doğrudan seçiyor.

. İkincisi, yürütme organından üyesi ve siyasal bir kişilik olan Adalet Bakanı ve onun emrindeki Bakanlık müsteşarı Kurulda.

Adalet Bakanı başkan.

Hem de ne başkan…

. Yüksek Kurulun başkan vekilini o seçiyor. (Kurul seçiyordu),

. Genel Sekreteri o atıyor.

. Adalet müfettişlerini o atıyor (savcıları idari yönden denetleyecek).

. Hakim ve savcılar hakkında ceza soruşturmasının başlatılabilmesi onun OLURUNA bağlı.

HSYK ile ilgili diğer sakıncalı bir durum da onüç bin hakim ve savcının, Kurula on üye seçecek olması..

Bu seçimle, yargının nasıl çekişme ve siyasallaşma içine düşeceği, yeni bir sarsıntı ve yaralanmaya uğrayacağını görmemek mümkün mü?

 

Anayasa Değişiklik Teklifinde, eleştirilebilir başka yönler  de bulunmakla birlikte, olumlu değişiklik önerilerinin olduğunu da söylemek olası.

Ancak, bunlara bakarak, teklifin tümüne iyi demek mümkün değil.

Saygıdeğer basın mensubu arkadaşlarım,

Malatya Baro Başkanı olarak, Milletimle paylaşmayı borç bildiğim bu görüşlerimi iletmeye hizmet ettiğinizden dolayı size çok teşekkür ediyorum.

Çok değerli, çok saygıdeğer meslektaşlarım,

Biz avukatlar, o denli bireyden ve toplumdan yanayız ki, kendi günümüzü bile toplum sorunlarına, yargıya, hukuka adıyoruz.

Ama biz biliyoruz ki, yargıya nifak sokanların yaptıkları kötülüğün ceremesini son çözümlemede halkımız çekmektedir.

Çünkü, DEVLETİN TEMELİ BAĞIMSIZ YARGIDIR.

Çünkü, yargının bağımsız olmadığı topraklarda ot bile bitmez.

Adaletsiz ortamda; özgür insan, bilim, sanat, uygarlık yeşeremez.

Öyleyse, dumansız havaya evet, hukuksuz Türkiye’ye hayır diyor,

en derin saygılarımla Avukatlar Gününüzü kutluyorum.  5 Nisan 010

                                                                                            Malatya Barosu Başkanı

                                                                                              Av. Selahattin Sarıoğlu

TÜRKİYE BU AÇILIMI KALDIRAMAZ

 

 Y E N İ   Y A R G I   Y I L I  T Ö R E N İ       07.09.09 anemon otel 

 

Otuz günlük ara verme bitti, adliyeler olağan çalışmasına döndü.

Yeni Adli Yıl kutlu olsun, hepimize hayırlı olsun.

 

Onüç ilçemizin üçünde, Battalgazi, Kale ve Doğanyol ilçelerimizde adliye yok.

Malatya Adliyemiz 24 mahkeme, 5 icra dairesi, 35 müdürlük ve 250 kadar adli çalışanla Devletin yargı görevini yerine getirmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz yıl bir ticaret mahkemesi ile ikinci iş mahkemesinin kurulması için Adalet Bakanlığına gerek Baromuz gerekse Adalet Komisyonumuz tarafından başvuruda bulunuldu, ancak bu istemler uygun görülmeyerek HSYK’na sunulmadı.

İcra müdürlüklerinde personel eksikliğinden kaynaklanan yığılmalar ve sorunlar artarak sürmekte.

Geçici görevlendirme yapılması sorunu çözmedi.

İcra dairelerine acilen personel atanması gerekmektedir.

Yeni açılacak Bölge Adliye Mahkemesinden birinin Malatya’ya alınması hususunda sayın milletvekillerimizin çalışmalar yaptığını biliyoruz. 

Ancak şimdilik net bir durum yoktur.

Kimi ilçelerimizde bağımsız adliye binası yoktur.

Bu ilçelerimize adliye binaları yapılmalıdır.

Ama, Adalet Bakanlığı’nın gelecek beş yıla ilişkin yatırım gündeminde Malatya adının olmadığı bilgisini aldık.

Diğer bir husus Adliye Çevresi.

Adliyemiz, çevredeki köhne binalardan, hele bit pazarından arındırılmalıdır.

Bu ortamın daha uzun süre Malatya’nın çirkin yüzü olmasına izin verilmemelidir.

Tersine kalplere güzellik etkisi oluşturacak duruma getirilmelidir.

 

                                                              

Alt geçit yapımının başlaması ile ortaya çıkan ulaşımsızlık sorunu, geçici önlemlerle çözülmelidir; en az iki yıl sürecek yapımda insanlar canından bezdirilmemelidir.

Sayın Belediye Başkanımızın  bu çevre ile ilgili olarak çok olumlu düşünceler içerisinde olduğunu biliyoruz ama bu düşüncelerin çevik ataklarla yaşama geçirilmesini bekliyoruz.

Diğer bir husus da tarihi konaklardan birinin, sosyal tesis olarak kullanmak üzere Baromuza tahsisi talebimizle ilgili.

Deyimimizi hoş görün bin dereden su getirtildi; sonunda istemimiz reddedildi

Milletimizin milyonları harcanarak yenilenen Konaklar dökülmeye bırakılmış gibi, öylece duruyor şimdi.

Barolar, üst düzeyde hukuk kurumlarıdır ve de Devletin hukuk devleti olma ülküsünün olmasa olmaz aracıdırlar.

Gerçekten de, bağımsız yargı olmadan nasıl hukuk devleti olmazsa,

avukat olmadan da bağımsız yargı olmaz.

Kamu yöneticileri, çevik, yürekli, nesnel, adil ve önder olmalıdırlar.

SAYGIDEĞER KONUKLAR,  Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurup çağdaş uygarlık rayına oturttuğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu ereğe ulaşabilmesinin yolu  “HUKUK DEVLETİ” olmasından geçer.

 Türkiye Cumhuriyeti, () laik, sosyal bir hukuk Devletidir. diye  Devletimizin KİMLİK CÜZDANININ  ikinci maddesine yazılmıştır zaten.

Ama bu yazıda kalmamalı, gerekleri harfiyen yerine getirilmelidir.

Hukuk devleti yalnızca hukuk kuralları koyan devlet değil koyduğu kurallara en başta kendisi uyan devlettir.

Gücün hukuku değil, hukukun gücü ancak hukuk devletlerinde egemen olur.

Unutulmamalıdır ki, hukuk, yalnızca ilkel devletlerde güçlülerin delip geçtiği, zayıfların takıldığı bir ağdır.

Bu bakımdan, kamu gücü elinde olduğu için en büyük güç olan yürütme erki hukuk devleti ilkelerini en başta kendisi delmeyecek ki diğer güç odakları da öyle yapsın.

Küçük kalkar büyüğe bakar çünkü.

 

Geçtiğimiz günlerde yargı üzerinden siyasal amaçlara ulaşma çabalarının, hukuk dışı gözaltıların en uç örneklerini yaşadık.

Düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, eleştiri hakkı gibi kavramların tanımları içine kesinlikle sığmayacak içerik ve yöntemlerle yargı organlarına yaklaşıldı.

Mahkemeler, istenilen karar verildiğinde alkışlandı, verilmediğinde yuhalandı.

Yaz kararnamesi öncesinde Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Üyelerine yapılanlar neydi öyle…

Yargı Bağımsızlığının adeta simgesi olan Yüksek Kurul nasıl da kilitlenmişti…

Sanki Türkiye’de ilk kez hakim savcı kararnamesi hazırlanıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti uygarlık yolunda onca yol almış, tarihin

derinliklerinden süzülmüş gelmiş bir Devlet değil de, bir çadır devletiymiş gibi;

ya da yeni bir devlet kurulmaya çalışılıyormuş gibi bir tutum sergilendi.

Bu durumlar bir hukuk devletinde yaşanacak şeyler değil; bir daha yaşanmamasını diliyoruz.

Yargı üzerinden siyaset yapanlar ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar bilmelidirler ki yaptıkları kötülüğün ceremesini son çözümlemede halkımız çekmektedir.

Çünkü, DEVLETİN TEMELİ BAĞIMSIZ YARGIDIR.

Çünkü, yargının bağımsız olmadığı topraklarda ot bile bitmez.

Hukuksuz ortamda; özgür insan, bilim, sanat, uygarlık yeşeremez.

Öyleyse, dumansızlığa havaya evet, hukuksuz Türkiye’ye hayır diyelim.

 

SAYGIDEĞER KONUKLAR,

Adalet Bakanlığımızın uzun bir çalışma sonunda hazırlayıp Bakanlar Kuruluna sunduğu YARGI REFORMU STRATEJİSİ TASLAĞI şu sıralar gündeme girdi.

Bu taslağa da izninizle biraz değinmek istiyorum.

Şunu hemen söyleyebiliriz ki Türkiye’de yargı reformu çok gerekli ve zaten Türkiye’nin AB üye olmasının 35 kapalı başlığından biri.

Taslak çok olumlu.

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun ayrı binası, ayrı maliyesi, ayrı sekretaryası olması, hakim savcı soruşturmalarının Kurulun iznine bağlı olması, teftiş kurulunun bu Kurula bağlanması, Kurulun üye sayısının yediden yirmi

bire çıkarılması, hakim ve savcıların örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırılması, hakim ve savcıların terfilerinin denetlenebilir ölçütlere dayandırılacak olması, adliyelerin yönetimine yeni bir düzenin getirilmesi, hakim ve C. savcılarının yönetsel ve akçalı görevlerinin azaltılması, mahkeme kürsülerinin, silahların eşitliği ilkesine gereğince yargıca bırakılması, adliyelerde basın ve halkla ilişkiler bürolarının oluşturulması, ceza ve tutukevlerinin güvenliğinin jandarmadan Adalet Bakanlığına geçmesi gibi… daha birçok iyileştirme kalemi var.

Ancak, eksikleri, yanlışları var.

Önce şunu söylemeliyim;  Yüksek Yargı Organlarına, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna TBMM tarafından üye seçilmesi doğru bir yöntem değil.

Yüksek Yargı Organlarına toplumun duygu ve duyarlılıklarının yansıması, üyelerin toplumun duygu ve duyarlılıklarından ayrışmış olabilmeleri olasılığına karşı önlem alınması düşüncesi doğru olabilir.

Ama uygulanabilir değil.

Bu yöntem, beşyüz yıllık endüstrileşme ve demokrasi geçmişleri olan Avrupa ülkelerinde doğru bir şekilde işleyebilir ama Türkiye’ye uymaz.

Biz birbirimizi iyi biliriz.

 

Siyasetçilerimizin bu seçimleri nasıl yapacakları belli:

Hukuksal değil, siyasal yaklaşılacak.Benim adamım, senin adamın hesabı yapılacak. Bunu uzun uzadıya anlatmaya gerek var mı?

Bu bakımdan yüksek kurulun üye sayısı artırılmasını doğru bulmakla birlikte, TMMM’nin  atama yapmaması, ayrıca adalet bakanının Kurula üye olmaması, müsteşarın doğal üyeliğinin sürmesi gerektiği kanısındayım.

 

Bir diğer husus da ölümcül hastalıklara yakalanan tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarının kalan sürelerini ailelerinin yanında geçirebilmeleri hususu.

Bu durum, yani bu dünyada sayılı günleri kalmış bir hükümlünün işlediği suç ne olursa olsun salıverilmemesi durumu, hukuka ve insan haklarına aykırı bir durumdur.

Amansız hastalıklara yakalanan ve hastalık durumları ileri aşamaya gelmiş olan tutuklu ve hükümlülerin ömürlerinin kalan günlerini ailelerinin yanında geçirebilmelerine olanak tanımak gerekir.

 Bunun için halihazırda bu durumda olan hükümlülerin de yararlanabilmesini sağlayabilmek için ivedi olarak 5275 sayılı Yasanın 2. maddesinde değişiklik yapılmalıdır.

 

Bizce önemli olan bir husus da avukatların ceza soruşturma izinlerinin Adalet Bakanlığı değil Türkiye Barolar Birliğinin iznine bağlanmasıdır.

Nasıl hakim ve savcıları hakkındaki soruşturma izni Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılacaksa, nasıl bankacıların soruşturma izinleri Bankacılık Denetleme Düzenleme Kuruluna, belediye başkanlarının İçişleri Bakanlığına bırakılmışsa Avukatların soruşturma izinlerinin de Türkiye Barolar Birliğine bırakılması gerekir.

Çünkü, hep görüldü ki Bakanlık avukatlarla empati kuramıyor, avukatları anlayamıyor.

 

Bakanlık, müvekkil haklıdır, vatandaş haklıdır, avukat haklıysa eğer nasıl olsa kendini kurtarır kanısıyla, ön yargısıyla hareket edip, önüne gelen her şikayet dilekçesine soruşturma izni veriyor.

Avukat  da bu soruşturma ve kovuşturmalarla uğraşmak zorunda kalıyor, madden ve manen yıpranıyor.

           

Üzerinde durulması gereken çok can alıcı bir husus daha var ki o da hakim ve savcıların mesleğe alınmalarında uygulanan MÜLAKATTIR.

Hemen belirtmeliyim ki, Mülakat kaldırılmalı, bir eleme yapılacaksa eğer, yargı yolu açık olmak üzere staj sürecinde yapılmalıdır.

Böylece, hak dağıtma gibi yüce bir göreve atanacak olan genç hakim ve C. savcılarımızın bilinen süreç! nedeniyle daha mesleğe ilk adımlarını atarken vicdanlarının zarar görebilmesi olasılığının önüne geçilmelidir.

 

SAYGDEĞER KONUKLAR, Kürt Açılımı veya Demokratik Açılım ya da Milli Birlik Projesi konusunda da birkaç şey söylemek gerekirse eğer, kısaca şunları belirtmek isterim:

Bu konuda konuşan, çözüm öneren entellektüellerimizin Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ortasından, bir başka deyişle kitabın ortasından konuştuklarını düşünüyorum.

Yani ayaklarının Türkiye topraklarına basmadığını, teoriyle pratiği örtüştüremediklerini düşünüyorum.  

Çünkü, Türkiye ne tam bir İsviçre’dir, Belçika’dır, ne de bir Suriye’dir, Irak’tır.

Türkiye, derin tarihsel birikimi olan, tarihin deneyleriyle olgunlaşmış, Ulu Önder Atatürk’ün koyduğu çağdaş uygarlık yolunda, endüstrileşme yolunda her türlü engellemelere karşın yürümekte ve giderek büyümekte olan bir Ülkedir.

Öyleyse, Batının soyut, özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi değerleriyle düşünüp Türkiye gerçeklerini atlayanların sundukları öneri,  Ortadoğusal olmaktan, harita çizmekten başka bir şey olamaz.

 

Bu reçetenin Türk-Kürt içiçeliğine ne denli aykırı olduğunu dağdaki çoban yurttaşımız o aydından daha iyi bilir.

Belki de bilip bilmemek değil kasıt öyle.

Türkiye gerçekliği, Türklerle Kürtlerin bireşme derecesinde kaynaşmış oldukları olgusudur.

Halkımızın dediği gibi Kürtlerle Türkler Etle Tırnak Gibidir.

Öyleyse,  bu denli köklü bir yargıya karşın teori üretmek, dışarıdan gazel okumak değil de nedir?

Be denli yaygın bir kanı dururken bir ileri sürülen görüşlerin marjinallikten öteye geçemeyeceği açık değil mi?

Gerçekten de Kürtlerle Türkler arasında, kopmaz duygu bağları, ulusal bağlar, ekonomik bağlar vardır.

Bu bakımdan, nasıl ki TERÖR, Ülke gerçeklerinden yaşam almıyor, Ülke topraklarından beslenmiyorsa, ileri sürülen çözüm önerileri de aynıdır:

Yabancılık içermektedir.

Dışsallık içermektedir.

Gerçeküstülük içermektedir.

O nedenle, açık ve net söylenebilir ki TÜRKİYE BU AÇILIMI KALDIRAMAZ.

Şu yapılmalıdır: Kürt yurttaşımız, salt Kürt olması nedeniyle her nerede ve hangi ilişkide nasıl bir sorunla karşılaşıyorsa o sorunlar en teknik biçimde bir bir saptanmalı ve kalıcı çözüm için gereken düzenlemeler derhal yapılmalıdır.

Ve bu kardeş yolculuğu da sonsuza dek ACISIZ, AĞITSIZ sürmelidir.

 

Konuşmamı bitirirken günün bu zor saatlerinde beni dinlemek lütfunda bulunduğunuz için sonsuz teşekkürlerimi ve en derin saygılarımı sunuyorum. Sağolun.

07.09.09 Anemon Malatya Otel                      

 

                                                                       Av. Selahattin Sarıoğlu

                                                                     Malatya Barosu Başkanı

TELEKULAK AÇIKLAMASI

Bu Türkiye İçin Tehlikeli Bir Gidiştir

 

14.11.2009



Tele kulak skandalının yankıları sürüyor. 56 hâkim ve savcının telefonlarının dinlenmesine Türkiye genelinde olduğu gibi Malatya BARO’sundan da tepki geldi. Malatya BARO Başkanı Selahattin Sarıoğlu, telefon dinleme yöntemlerinin hâkim ve savcılar üzerinde yönetilmesinin çok acı verici bir durum olduğunu söyledi.


 

Yargıya Doğrudan Müdahale

Malatya BARO Başkanı Selahattin Sarıoğlu, yaptığı değerlendirmede ‘Yargının korku altında, baskı altında olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu son derece Türkiye için tehlikeli bir gidiştir’ dedi. Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunun altını çizen BARO Başkanı Sarıoğlu, bir suçta ciddi şüphelerin bulunması, kanıt bulunamadığı zamanlarda bu yöntemin tercih edildiğini belirtti.  Sarıoğlu, “Türkiye demokratik bir ülkedir. Türkiye’de insan haklarının tüm boyutlarıyla yaşama geçirilmesi gerekir. Ancak suç işlemeyle ilgili olarak çok ciddi şüphelerin bulunması halinde insanların iletişimi kayıt altına alınabilir, dinlenebilir. Bunun ancak sınırlı koşullarda gerçekleşebilir. Ceza muhakemesi kanununda belirtilmiştir. Başka bir yoldan kanıt elde edilmesi mümkün değilse, dinlenebilir. Hakim kararı şarttır. Bu çok iyi amaçlarla konuşlum bir yasa hükmüdür. Hangi suçlarla ilgili dinleneceği belirtilmiştir. Ancak görüyoruz ki ülkemizde bu yöntem, bu kavram çok kötü amaçlarla kullanılıyor. Kötü yöneticilerin, kötü iktidarların kötü yürütme organı mensuplarının ellerinde bu yol hakikatken kötüye kullanılmaktadır. Şöyle ki; Şimdi Adalet Bakanlığı’nın teftiş kurulu vardır. Hakimler ve savcılar hakkında Adalet Bakanlığı’nın adına soruşturma yaparlar. Bu soruşturmayı yaparken, soruşturma sürecinde hakim ve savcılar hakkında bir suç ve iddia varsa bakanın talebi üzerine bir dinleme kararı isteyebilirler. Hakimler bu karara red veremez. Bu durumda Adalet Bakanı olan bir kişi müfettiş eliyle yargı organının bir mensubunu dinleyebilmektedir. Bu ne demektir? Yürütme organının yargıya doğrudan doğruya müdahalesi demektir. Yargıyı bu yöntemle baskı altına almak demektir” şeklinde konuştu. 

 

SORUNLAR İÇİN MİLLETVEKİLLERİNE MEKTUP

 

SAYIN ………-MALATYA MİLLETVEKİLİ

Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1. maddesi; 23/2/2006 tarih ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun iki maddesini değiştirmekte ve 5464 sayılı Kanuna geçici maddeler eklemektedir. 5464 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 5. madde ile “… icra takibine konu olmuş ise takip, dava masraf ve harçlarını ve nispi kanuni vekalet ücretinin yüzde yirmi beşini de kabul edilen plan çerçevesinde ödeme hakkına sahip olurlar” hükmü getirilecektir.

1136 sayılı Avukatlık Kanun’unun 95.maddesi ile “Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunması” görevi Barolara verilmiş, 121. maddesinin 18. bendi ile de; “Mesleki dayanışmanın sağlanması ve devamlılığı için her türlü çalışmalarda bulunmak, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak ve bu konularda her türlü yasal ve idari girişimlerde bulunmak. ” görevi Türkiye Barolar Birliği’ne verilmiştir.

Yine aynı kanunun 168. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması yetki ve görevi Türkiye Barolar Birliği’nindir. Anılan 168. madde gereğince Tarife, baroların yönetim kurulları tarafından öneri olarak hazırlanmakta ve Türkiye Barolar Birliğince de son şekli verilip Adalet  Bakanlığı  incelemesinden geçirilerek Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle yürürlüğe girmektedir. Türkiye Barolar Birliği ve barolar, bu yetkilerini kullanır ve görevlerini yerine getirirlerken kamu  hizmeti niteliğindeki  avukatlık mesleğinin, onurunu ve düzenini korumaya özen gösterirler.

Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1. maddesi; 23/2/2006 tarih ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun iki maddesini değiştirmekte ve 5464 sayılı Kanuna geçici maddeler eklemektedir. 5464 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 5. madde ile “… icra takibine konu olmuş ise takip, dava masraf ve harçlarını ve nispi kanuni vekalet ücretinin yüzde yirmi beşini de kabul edilen plan çerçevesinde ödeme hakkına sahip olurlar” hükmü getirilecektir.

Bu düzenleme ile Türkiye Barolar Birliği’ne ait tarife düzenleme yetkisinin ortadan kaldırıldığı ve devam eden icra takiplerini yürütmekte olan meslektaşların karşı taraftan alacakları miktarın “yüzde yetmiş beş”inin yasa zoruyla ortadan kalkacağı görülmektedir. Yasa tasarısının bu halinde devlet masraf ve harçlarından vazgeçmemekte, bankalar ise sadece faiz gelirinin bir kısmından vazgeçmektedir. Buna karşın avukatların emek ve zaman harcadıkları, masraf yaptıkları işlerinin karşılığı olan yasal ücretlerinin yüzde yetmiş beşinden vazgeçmek zorunda bırakılmakta olması dikkat çekicidir. Bu açık bir haksızlıktır ve hukuka aykırıdır. Yürürlükteki mevzuatımıza göre icra takibi usulünce başladığında avukatın ücretini hak ettiğine şüphe yoktur.

Düzenleme bu hali ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 numaralı ek Protokolü’nün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Tasarının bu şekli ile kabul edilmesi durumunda Türkiye’nin AİHM önünde mahkum edilmesi ve tazminatlar ödemek zorunda kalması ihtimali doğacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; “mülk” kavramının “özerk” biçimde anlaşılması gerektiği ve geleneksel anlamından farklı olarak meşru mali beklenti konusu olması şartıyla “mülk” kavramını geniş anlamda yorumlamaktadır. Bu kapsamda, Kanun tasarısına konu edilen şeyin geleceğe yönelik bir tarife değişikliği olmadığını, mevzuata uygun olarak yapılan iş dolayısıyla doğmuş alacaklar olduğunu ve avukatların doğmuş alacaklarının % 75’lik bölümünün hiçbir tazminat ödemeksizin yasa ile iptal edilmesinin tasarlandığı göz önünde tuttuğumuzda ek protokolün 1. maddesi ile korunan mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceği açıktır.

Kaldı ki; tasarı avukatlık ücretinin % 75’lik bölümünün iptal edilmesi ile yetinmemekte kalan kısmın da 36 aya yayılan sürede ödeneceğini belirtmektedir.

Sözü edilen düzenlemenin eşitlik ilkesi ve çalışma hakkı bakımından Anayasamızın 10., 49., 55. maddelerine, mülkiyet hakkı ve angarya yasağı bakımından 18. ve 35. maddelerine ve gene Anayasamızın 135. maddesi göndermesi ile Avukatlık Kanunu’na aykırı olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. ve Ek Protokolün 1. maddelerinin ihlali anlamına geleceğini TAKDİRLERİNİZE SUNARIM. 23.06.09

 

SAYGILARIMLA

 

 

                                                                                                                   Av. Selahattin Sarıoğlu

                                                                                                                    Malatya Baro Başkanı

HUKUK ÖĞRETİMİ ÖNERİSİ

 

10-11 ARALIK 09’DA ERZURUM’DA YÖK TARAFINDAN PLANALANAN ÇALIŞTAYDA GÖRÜŞÜLECEK OLAN

 TÜRKİYE’DE HUKUK ÖĞRETİMİ- ADALET MESLEK YÜKSEK OKULLARI-AVUKATLIK MESLEĞİNE GİRİŞ KONULARINA İLİŞKİN

                                                           GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİM

 

Hukuk Öğretimi:

1.       Hukuk fakültelerinin sayısı ve kontenjanları 20 yıl süreyle dondurulmalı.

2.       Var olan hukuk fakülteleri ilk on büyük kentteki üniversitelere taşınmalı.

3.      Veya yakın-komşu illerdeki fakülteler birleştirilmeli.

4.      Vakıf Üniversiteleri hukuk fakültelerinin kontenjanları en az yarıya düşürülmeli.

5.      Hukuk fakültelerine eşit ağırlık puan türüyle öğrenci alımı sürdürülmeli.

6.      Hukuk fakültelerinde AHİM, AB müktesebatı… konuları yoğunluk kazanmalı.

 

Adalet Meslek Yüksek Okulları

       Meslek Yüksek Okulları 4 yıla çıkarılarak tüm adliye görevlileri, amir ve memurları bu okullardan mezun olanlar arasından seçilmeli.

Avukatlık Mesleğine Giriş:

1.       Anayasa Mahkemesinin 5558 sayılı Yasayı iptal etmesinden ve gerekçeli kararın yayınlanmasından sonra mer’i hukuka göre avukatlığa giriş için sınavı kazanmış olmak koşulu yeniden işleyecektir. Bu sevindirici bir durumdur.

2.       Yeniden bir yasa yapılarak Anayasa Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması çabası olursa engellenmeye çalışılmalıdır.

3.      Avukatlık Kanununda değişiklik yapılarak avukatlığa giriş sınavının STAJDAN ÖNCE yapılmasının sağlanmalıdır.

4.      Staj sürecinde, aykırılığı-yetersizliği-uyumsuzluğu görülen adayların itiraz yolu açık olmak üzere barolarca mesleğe kabul edilmemeleri hüküm altına alınmalıdır.

 

Av. Selahattin Sarıoğlu

Malatya Baro Başkanı

ÇOCUK İSTİSMARI KONUŞMASI

Sayın Hocalarım, gözbebeğimiz İnönü Üniversitemizin Çocuk Psikiyatrisi, Adli Tıp, Psikolojik Danışmanlık Rehberlik ana bilim dallarının başkanları, hocaları, Baromuzun çok çalışkan, toplumsal sorumluluk duyan avukatları, Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, değerli katılımcılar, çok saygıdeğer basın mensubu arkadaşlarım hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Konu insan, konu çocuk olduğuna göre ona en büyük değeri yüklememiz gerek. Ona en büyük önemi vermemiz gerek.

Ona en büyük titizliği göstermemiz gerek.

Çünkü o fiziksel ve ruhsal varlığıyla yüce bir kişiliktir.

Çünkü onun sahip olduğu değerler vardır.

Onuru vardır, özgürlüğü vardır.

Fiziksel ve ruhsal varlığına saygısı vardır.

Onun bu değerleri dokunulmaz, devredilmez, kesintiye uğratılmaz değerlerdir.

O nedenle her türlü etkiye karşı korunması gerekir.

Her türlü saldırıya karşı korunması gerekir.

Devletten de gelse, kurumlardan da gelse, toplumdan da gelse, aile bireylerinden de gelse karşı konulması gerekir.

Bu insan hele ÇOCUK ise, hele çocuğun cinsel varlığı onun daha üst düzeyde ilgiye gereksinimi vardır.

Daha üst düzeyde korunmaya, kollanmaya gereksinimi vardır.

Bu konuda başta Devlet olmak üzere,  gönüllü kuruluşlara, topluma, eğitimcilere  aileye , belki de en çok aileye görevler düşüyor.

 

Bu etkinliğin amacı da zaten bu hususlarda ilgilileri, toplumu aydınlatmak, uyarmak olduğunu düşünüyorum.

 

Yapılacak sunumla amaca hizmetin en üst düzeyde gerçekleşmesi dileklerimle saygılarımı sunuyorum. 26.05.10

CMK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

6-7  ŞUBAT  010  CMK  S E M İ N E R İ

 

Hukuka hizmeti görev bilip, kış-kar demeden Malatyamıza gelen Bahçeşehir Ünv.nden değerli hocalarım, sayın mahkeme başkanları, Sayın İl Emniyet Müdürümüz, C. savcıları, yargıçlar, Malatya Barosunun birbirinden değerli avukatları, Malatya Basın Meslek Kuruluşlarının değerli başkanları, çok değerli basın üyeleri, saygıdeğer konuklar, hepinize hoş geldiniz diyorum, sizleri en içten saygılarımla selamlıyorum.

 

Bilindiği üzere cezalandırma yetkisi münhasıran devlete aittir.

Ancak devletin gücü de hukukla sınırlandırılmıştır.

Yani devlet koyduğu hukuk kurallarına kendisi de uymaktadır.

 

O halde, devletin cezalandırma gibi bir ağır sonuçlar doğuran bu yetkisini kullanırken, hukuka uygun davranması, deyim yerindeyse kıl kırk yarması, kuyumcudan daha titiz çalışması gerekir.

 

Çünkü, bir suçsuzun cezalandırılması,  insanlarda, bir gün kendilerinin de suçsuz yere cezalandırılabileceği korkusu doğurur.

Bu nedenle, “Bir kişinin suçsuz yere cezalandırılması, bin suçlunun cezasız kalmasından yeğdir.” denilebilmektedir.

 

Suçlunun cezasız bırakılması da “Maznunu cezasız bırakmak, mazlumu suça teşviktir.” sözündeki gibi sonuçlar doğurabilir.

 

İşte, maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve böylece bir masumu cezalandırmamak, suçluya hak ettiği cezayı vermek için yola çıkan Ceza Hukukunun bu ereğe giderken kullandığı yöntemler çok önemlidir.

 

Bu bakımdan Ceza Yargılama Hukuku çok büyük önem taşır.

 

Bir suçun işlendiği iddiası veya bilgisinin alınmasıyla ceza muhakemesi hukuku işlemeye başlar.

 

Soruşturma ve kovuşturma süreci diyeceğimiz bu sürecin,hukuka uygunluk düzeyi,

o ülkenin hukuksal derinliğinin,

ne pahasına olursa olsun hukuka uygun davranıp davranmadığının, teknik adıyla hukuk devleti olup olmadığının

en belirgin göstergesi sayılabilir.

 

Öyleyse,

Yargıçlar, C. savcıları ve avukatlar yetki ve yükümlülüklerini tam olarak bilmeliler ve gereğini yüzde yüz yerine getirmelidirler.

 

Bu, Anayasal bir yetki ve Anayasal bir görevdir zaten.

 

Bu düşüncelerimle, Hukuk Devleti ilkesine hizmet ülküsüyle ilimize gelen saygıdeğer hocalarımıza ve  değerli konuklara, siz değerli katılımcılara bir kez daha hoş geldiniz derken, çalışmamızın başarılara vesile olmasını diler,

Kayısı çiçekleri aklığında ve çokluğunda sevgi ve saygılarımı sunarım. 6 ŞUBAT 10

 

                                                                          Malatya Baro Başkanı

                                                                          Av. Selahattin Sarıoğlu

 

 

 

SARIOĞLU´NUN ARABULUCULUK YASA TASARISI SEMİNER K

Sayın Milletvekilim, Sayın Müsteşarım (Yrd.),Sayın Genel Müdürüm (Yrd.), Sayın Başsavcı Vekilim, Sayın Adalet Komisyonu Başkanım, Sayın Mahkeme Başkanlarım Galatasaray ve  Dokuz Eylül Üniversitelerinden gelen Saygıdeğer Hocalarım, Malatya Adliyesinin Saygıdeğer Yargıçları, C. Savcıları, Malatya Barosunun birbirinden değerli avukatları, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu çalışmanın Malatya’dan başlatılmış olmasından duyduğum sevinci de ayrıca belirtmek isterim.

 

Ağır iş yükü altında yavaş yürüyen yargıya destek vermek adına Arabuluculuk Yasa Tasarısı ileri sürülmüştür.

Bu yasa taslağının derde derman olup olmayacağı hususu tartışmaya açılmıştır.

Bu toplu çalışmanın amacı da budur zaten.

Taslağı incelerken bir hukukçu olarak ilk dikkatimi çeken, deyim yerindeyse canıma batan arabulucu olmada hukukçu olma koşulunun aranmamasıydı.

HELE ÜLKEMİZDE BUNCA HUKUK FAKÜLTESİ, BUNCA HUKUKÇU VARKEN…

Bu durum,önümüze konan yemeğe bakıp:

“Ben bu yemeği yemeyeceğim, kaldırın.”denilecek kadar dikkat çekiciydi.

Evet, gerçekten de arabulucu olarak, kişiler arasındaki kimi hukuksal sorunları çözme yetkisini kullanacak kişilerde dört yıllık bir fakülteyi bitirmiş olmak yeterli sayılmıştır.

Bununla birlikte, hukuk mezunlarının yüz elli, diğerlerinin iki yüz elli saatlik eğitim almaları öngörülmüştür.

Yani dört yıllık bir fakülte mezunu yüz saatlik, bir başka deyişle yaklaşık yirmi günlük hukuk kursundan sonra hukuk mezunuyla aradaki farkı kapatacak ve onunla eşit hale gelecektir.

Arabulucu olmakta, hukukçunun diğerleriyle arasındaki fark sadece yirmi günlük eğitimmiş demek ki….

Buna bakınca,taslağı hazırlayan hocalara:

“AMAN, BU İŞİN İÇİNE AVUKATI SOKMAYIN” talimatı verildiği izlenimi alıyor insan.

Amaç, yurttaşlar arasındaki kimi hukuksal uyuşmazlıkları bunalmış yargıya götürmeden çözmekse eğer; gerçekten bu çözüm olmalıdır.

YANİ DERDE DERMAN OLMALIDIR.

Bunu da ağır bir hukuk öğreniminden geçip stajını tamamlamış bir hukukçu, bir avukat başarabilir ancak.

Çünkü o, hukukun bin bir türlüsünü okumuş,tarihini,sosyolojisini,felsefesini.. okumuştur.

Tarafları, kalplerini rahatlatacak çözüme ulaştırma olasılığının en çok hukukçu arabulucularla gerçekleşebileceği inancındayım.

Söz gelimi “tasarruf” terimini duyunca “artırma, biriktirme” aklına gelen kişinin,tarafların bileşkesini ortaya çıkartabilme olasılığı çok düşüktür.

Bilinmektedir ki hukukçu olmak yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda hukuk formasyonunu edinmiş olmakla olasıdır.

ÜLKEMİZİN, ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZ CENNETİ OLDUĞU HEKESÇE BİLİNEN BİR GERÇEKTİR.

Bu yasanın meclisten geçmesi halinde, bu insanlar

KENDİLERİNE “BİR İŞ KAPISI” AÇILDIĞI UMUDUNA KAPILACAKLARDIR.

ARABULUCULUK EĞİTİM MERKEZLERİ ARI ARDINA AÇILACAKTIR.

İşsiz üniversite mezunları bu kez bu merkezlerde ailelerinin paralarını ve de umutlarını harcayacaklardır.

Ülkemizdeki sömürü zincirine bu kez arabulucu eğitim merkezleri halkası eklenecektir.

BİNALAR “ARABULUCU” TABELALARIYLA DOLACAKTIR.

Bunca geçim sıkıntısı ortamında, iki yüz elli saatlik kursla arabulucu ünvanını alıp büro açanlar, AVINI BEKLEYEN AVCI durumuna geçecektir.

Bu kez, derdine derman arayan garibanlar sömürü çarkına düşmüş olacaktır.

Hukuk,yargı, PAZARA İNECEK, hak dağıtma adeta SİMSARLARIN ELİNE DÜŞECEKTİR.

Özellikle güçsüzler, “kadın,çocuk,yetim,yaşlı,kazazede, mağdur…” arabulucular eliyle güçlüler lehine türlü yöntemlerle ikna edilecekler, bir kez daha mağdur olacaklarıdır.

VE HUKUKSUZLUK, ADALETSİZLİK MEŞRULAŞACAK, YAYGINLAŞACAKTIR.

Çözüldü sanılan hukuksal sorunlar insanların vicdanlarını kanatacak, insanlar adaletsizlik duygusuyla acı çekeceklerdir.

Yasa taslağı iyi niyetle hazırlanmış olabilir ama TÜRKİYE’DEKİ YAŞAMI KARŞILAYAMADIĞINI, KUCAKLAYAMADIĞINI RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİM.

 

Başka eksikliklerin olduğunu da söyleyebilirim.

Örneğin 16 ve 17. maddelerde “VEKİL” sözcüğü geçmektedir.

Gerekçede avukat dense de bile burada vekilin avukat olduğu belli değildir.

Gerekçede ”Arabulucular, taraflara çözüm önerilerinde bulunamaz.” deniyor.

Çözüm önerisinde bulunulmadan nasıl ilerleme sağlanacağı merak edilmez mi?

Bir başka yerde “ARABULUCUNUN BAĞIMSIZ, TARAFSIZ OLMASI GEREKLİDİR.” denilmektedir.

Hakimin,C. savcısının,avukatın bağımsız ve tarafsızlığının ciddi ciddi tartışıldığı, (Yargı Reformu Strateji Taslağında Akademide eğitileceklerinden söz edilmektedir.) ülkemizde arabulucuların bağımsızlığı ve tarafsızlığı nasıl sağlanacak ki?

Bir başka yerde arabulucuda aranacak koşullar yönetmelikle düzenlenir deniyor.

Bu, ucu açık bir düzenleme değil mi ?

Avukat olmak için sınav koşulu aranmazken, avukatın,  arabulucu olmak için sınavdan geçirilmesi ilginç değil mi?

Bu düzenlemenin yavaş işleyen, ama varacağa yere mutlaka varan yargıyı hızlandırabilecek bir düzenleme olmadığını, tam tersine sistemi bozacağını, sorunu daha da karmaşıklaştıracağını söylemek mümkündür.

Ülkemizde güvenilen, saygı duyulan insanlar köyde, kentte zaten, HEM DE ÜCRETSİZ OLARAK arabuluculuk yapıyor, insanlar arasındaki kimi hukuksal sorunları yargıya yansımasını önlüyor.

Adalet Bakanlığına BÜTÇEDEN AYRILAN PAYIN ARTIRILMASI,  kitle iletişim araçlarında hukuk bilincinin artırılması yolunda yayın yapılması ve özellikle İLK VE ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA HUKUK DERSLERİ KONULARAK BU DERSLERİN HUKUKÇULAR TARAFINDAN okutulmasının sağlanmasıyla YARGIYA YANSIYACAK uyuşmazlıkların AZALACAĞINI düşünmekteyim.

Sözlerime bitirirken, yavaş yargının hızlandırılması çabalarına destek verilmesi gerektiğine olan inancımla sizleri en derin saygılarımla selamlıyorum.
18.09.10 Anemon Malatya Otel

 

Av. Selahattin Sarıoğlu

Malatya Barosu Başkanı

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ELEŞTİRİM 12 Eylül Referandumu 2010

ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİ eleştirim.

Madde (1): Anayasanın ''kanun önünde eşitlik'' başlıklı 10. maddesinde değişiklik yapılıyor.

Maddenin, ''kadınlar ve erkekler eşik hakları sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür'' şeklindeki 2. maddesine ''bu maksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler, gibi özel süratle korunması gerekenler için alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz'' hükümleri ekleniyor.

Eleştiri: Burada yer alan “… gibi özel surette korunması gerekenler…” hükmü iyi niyetli olmayarak kapsamın genişletilmesi ve Anayasa yargısını aşma sakıncasını doğurabilir.

 (2): Anayasanın, ''özel hayatın gizliliği'' başlıklı 20. maddesinde değişiklik öngörülüyor.

Madde (3): Anayasanın ''seyahat hürriyeti'' başlıklı 23. maddesinde değişiklik yapılıyor.

Buna göre, ''vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olarak sınırlandırabilecek.''

Ağır ceza mahkemesinde yargılanmayı gerektirir bir suç nedeniyle soruşturulma veya kovuşturulma koşulu olmalıdır.

Çünkü, basit bir suç kulpu takılarak soruşturma başlatılabilir.

Madde (6): Anayasanın, ''siyasi partilerin uyacakları esaslar'' başlıklı 69. maddesi değiştiriliyor.

Buna göre, siyasi partilerin mali denetimi Sayıştay tarafından yapılacak.

Siyasi partiler hakkında kapatma davası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın talebi üzerine, TBMM'de grubu bulunan her siyasi partinin 5'er üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanı'nın Başkanlığında oluşturulacak komisyonun üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava sonucunda Anayasa Mahkemesince karar bağlanacak. Komisyonun bu kararı, yargı denetimi dışında olacak. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiç bir şekilde yeni bir başvuruya konu olamayacak. Siyasi parti gruplarında ve TBMM'de izin konusunda görüşme yapılamayacak ve karar alınamayacak. Partilerin kapatılma davasında devlet yardımında yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararın usulüne tabi olup tek başına dava konusu yapılamayacak.

Kapatma davasında, partililere verilen ''siyasetten men edilme'' süresi 5 yıldan 3 yıla indiriliyor.

Madde parti kapatmayı olanaksız hale getiriyor.

Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebeplerin yeni bir  başvuruya konu olamaması çok açık değil. Kanıtlar mı, yani davaya izin talebinin dayandırıldığı olgular mı? Yoksa genel bir neden mi? Örneğin; terk nedenine dayalı boşanma davası reddedilirse aynı terke dayalı yeni bir dava açılamaz onun gibi mi? Yoksa şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan ve reddedilen davada ileri sürülen geçimsizlik olguları dayanağıyla yeni bir dava açılamaz onun gibi mi?

Kanıtlar ve olguların yeni bir başvuruya konu olamaması için kanıt ve olguların tek tek tartışılmış olması ve kabul edilmemiş olanların yeni bir başvuruya dayanak olamaması gerekir.

Mecliste dört grup varsa diğer partilerden iki, üç grup varsa bir milletvekilinin karşı oyu sağlanırsa (Grup kararı da alınamıyor) kapatma davası açması için Yargıtay C. Başsavcısına izin çıkmamış olacak.

İzin verilip verilmeyeceğine ilişkin komisyon kararının yargı denetimine kapalı olması hukuka aykırı. Çünkü,toplantının,  oylamanın, sayımın kurallara uygun yapılıp yapılmadığının yargı denetimine bağlı olması gerekir. Başkan sonucu yanlış açıklarsa, istediği sonucu açıklarsa.. nereye başvurulacak?

Madde (7):Bir siyasi partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine (Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.) aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikte fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir…

(…)

Meclis çalışmasındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez. (Bu kısım eklenmiş.)

Ayrıca, “Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olup tek başına dava konusu kılınamaz.” eklenmiş.

Bir de kapatılmaya neden olanların “üç” yıl (önce 5 yıldı) başka bir partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi, deneticisi olamayacağı yer alıyor.

Burada, İdarenin iş ve eylemlerinin odaklaşmanın saptanmasında dikkate alınmaması yanlış olur. Siyasi parti, İdare organları eliyle 68. maddeyi çiğneyebilir; amacını gerçekleştirmeye çaılşabilir.

Siyasi yasağın üç yıla indirilmesi de caydırıcılık etkisini azaltır.

Madde (8): Anayasanın ''milletvekilliğinin düşmesi'' başlıklı 84. maddesinde değişiklik yapılıyor.

Buna göre, partinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleri ile sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliğinin, kararın, Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte sona ermesini öngören hükmü, yürürlükten kaldırılıyor. Böylece parti kapatma davalarında, milletvekilliğinin düşürülmesi kararı verilemeyecek.

Bu durum, milletvekillerinin “Kapatma davası zaten açılamaz, açılsa ve parti kapansa bile bana bir şey olmayacak.” düşüncesiyle söz ve davranışlarını hiçbir biçimde denetlememeleri sonucu doğuracaktır.

Madde (13): Anayasanın ''Hakimler ve Savcıların Denetimi'' başlıklı 144. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, adalet müfettişleri, sadece savcıları ve adalet hizmetlerini idari görevleri yönünden soruşturabilecek.

Önceki metinde (m.144) hem hakim hem savcı, hem idari, hem cezai soruşturma bakımından Bakanlığa bağlı adalet müfettişleri eliyle denetleniyordu. Şimdi, hakim ve savcıların idari ve cezai soruşturulmaları (savcıların idari denetimi dışında) HSYK’ya bağlı adalet müfettişleri eliyle ancak Bakanlık oluruyla soruşturulacak.

C. savcılarının kapsam dışında tutulmaması yanlış olmuştur.

Bu hüküm, savcılık makamının zayıflaması, yürütme organına bağlanması sonucunu doğurur.

Bilindiği üzere ceza yargılaması iddianamenin mahkemenin önüne gelmesi ile başlar. Ve “İddianameyle bağlılık ilkesi” gereği mahkeme iddianame ile bağlıdır.

Bu durumda, kesinlikle “Bağlı savcıyla bağımsız yargı olmaz” diyebiliriz.

Bu madde tamamen kaldırılmalı, savcıların da, adli personelin de idari ve cezai denetimleri HSYK içine alınmalı. Ayrıca, CHP önerisi kabul edildiği taktirde bu maddenin(Değişiklik önerisi m.13)kabul edilip de HSYK’nın halkoylamasında reddedilmesi halindesa  boşluk doğacaktır.

-ASKERİ YARGI-

Madde (14): Anayasanın, ''Askeri Yargı'' başlıklı 145. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, askeri mahkemeler, asker kişilerin sadece askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askeri suçlulara ait davalara bakmakla görevli olacak. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek. Siviller savaş hali dışında askeri yargıda yargılanamayacak.

Bu maddenin paketten çıkarılması gerekir.

İlk önce, bu maddeyle Yasama organının Anayasa Mahkemesine “meydan okuduğu” akıllara gelecektir. 

Çünkü, daha kısa bir süre önce böyle bir değişiklik Mahkemece iptal edilmişti.

İkincisi, asker-sivil çatışması görüntüsünün toplumu rahatsız ettiği, Devlete zarar verdiği gerçeği karşısında, bu görüntüden uzaklaşılması ve gerginliğin giderilmesi amacına da aykırı olur.

Üçüncüsü, “Siviller savaş hali dışında askeri yargıda yargılanamayacak.” hükmünün taslağa konulması insanı düşündürüyor.

Sanki, şöyle bir şey düşünülmüş: Sıkıyönetim veya Olağanüstü Hal yönetimi olsa olsa cumhuriyet karşıtlığı veya bölücülük gibi nedenlerle gelir; şimdiden askeri mahkemede yargılanmanın önünü kapatalım, ne olur ne olmaz…   

Madde (15): Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen 146. maddede değişiklik yapılıyor. Buna göre, halen 11 asıl 4 yedek üyeli olan Anayasa Mahkemesi 17 asıl üyeden oluşacak.

TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3'er aday arasından; 1 üyeyi Baro başkanlarının avukatlar arasında göstereceği 3 aday arasından gizli oylamayla seçecek. Cumhurbaşkanı; 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3'er aday içinden; 3 üyeyi ise YÖK'ün kendi üyesi olmayan Yüksek Öğretim Kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3'er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı 7 üyeyi ise direkt olarak atayacak. Cumhurbaşkanı, 5 üyeyi; üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecek. Anayasa Mahkemesi 3 daireden oluşacak.

Cumhurbaşkanı 14 üyeyi seçiyor

Ayrıca 3 üyeyi TBMM seçiyor.

Bu madde  kesinlikle kabul edilemez; paketten mutlaka çıkarılmalıdır.

Çünkü, yansız düşünen hiçbir Allah’ın kulu, bu maddenin Türkiye gerçeklerine uyduğunu söyleyemez.

Kabulü, Anayasa Mahkemesi kurumuna bir darbe olacaktır. 

MADDE (20): Anayasanın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını düzenleyen 159. maddesinde değişiklik yapılıyor. Bu kapsamda, HSYK'nın halen 7 olan asıl üye sayısı 21'e, 5 olan yedek üye sayısı ise 10'a çıkarılıyor. HSYK, 3 daire halinde çalışacak.

Kurulun Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulda yer alması sürecek. Kurulun, dört asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, bir asıl ve bir yedek üyesi Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından Anayasa Mahkemesince, üç asıl ve iki yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi, idari yargı hakim ve savcıları arasından idari yargı hakim ve savcılarınca, dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek.

Kurulun ''meslekten çıkarma'' cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getiriliyor. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacak.

Bu maddenin paketten çıkarılması veya değiştirilmesi gerekir.

1-      Bakan ve müsteşar olması,

2-      Cumhurbaşkanı doğrudan üye seçim yapması,

3-      Birinci derece mahkeme hakim ve savcılarının 10 (7-Adli+3 idari yargı) üyeyi seçerken çekişme ve siyasallaşmanın içine düşeceği mümkün ve yargının yeni bir sarsıntıya ve yaralanmaya uğrayacağı kuşkusu nedeniyle.

4-      Bakana olağanüstü yetkiler tanınmış olması:

a.       Başkanvekilini bakan belirliyor,

b.      Hakim –savcı soruşturması bakan oluruna bağlı,

c.       Genel Sekreteri bakan atıyor.

d.      Adalet müfettişlerini bakan atıyor; ki adalet müfettişleri savcıların idari denetimini yapıyor.

 

Av.                SELAHATTİN SARIOĞLU/MALATYA

Sarıoğlu:"Bir Yargı Mensubu Olarak Kaygılanıyorum."

Türkiye, Yargıdaki Şok Kararları Tartışıyor

 

17.02.2010



Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner´in gözaltına alınması üzerine, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olağan üstü toplandı. Toplantıda şok kararlar çıkarken Malatya Baro Başkanı Av. Sarıoğlu, “Türkiye’de neler oluyor diye bir yargı mensubu olarak kaygılanıyoruz” dedi.


 

Bir Yargı Mensubu Olarak Kaygılanıyoruz

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, toplantı sonrası Erzurum özel yetkili Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal´ın, CMK´nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Gür, Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Yargıda yaşanan bu gelişme ile ilgili olarak Malatya Baro Başkanı Av. Selahattin Sarıoğlu, değerlendirmede bulundu. Malatya Baro Başkanı Av. Sarıoğlu, “Türkiye’de neler oluyor diye bir yargı mensubu olarak kaygılanıyoruz” dedi. Malatya Baro Başkanı Av. Sarıoğlu, yaptığı değerlendirmede, “Gerçekten Türkiye’de önemli olaylar yaşanıyor. Öncesinde silahlı kuvvetlerle ilgili kovuşturma, soruşturmalar, gözaltılar, şimdi de yargının en üst tepelerinde bulunan kişilerle ilgili benzer işlemler yapılmaktadır. Türkiye’de neler oluyor diye bir yargı mensubu olarak kaygılanıyoruz. Bunu anlamaktan zorluk çekiyoruz. Bir yanı ile baktığımız zaman herkes suç işleyebilir ve herkeste sorgulanabilir, yargılanabilir. Bu hukuk devletinin gereği ama, bir Korgeneral’in, bir Orgeneral’in, bir Tuğgeneral’in bir muvazzaf subayın ve yargıya geldiğimiz takdirde hâkimin, savcının, hele bir başsavcının suç işlemiş olabileceği, Türkiye Cumhuriyeti devleti açısında hakikaten çok acı bir durum. Silahlı kuvvetler Türkiye’nin dış güvenliği ile ilgili bir kurum. Yargıda zaten ülke içerisindeki hukuksal uyuşmazlıkları çözmekte, suç işleyenleri soruşturmakta ve kovuşturmakla sorumlu kurumlar. Türkiye, en suçla ilgisi olmayan kişilerin suçla haşır neşir olduğu bir ülke izlenimi veriyor. Dünya bize ne diyor, ben bunu düşünüyorum. Yani Cumhuriyet Başsavcısının odasına gidip, adliye sarayına gidilip, odasının açılıp kalk ayağa arama yapacağız, şeklinde bir davranış, evinde yapılan bir arama korkunç düzeyde. Deprem denilecek bir davranış biçimi. Şimdi başsavcıyı düşünün, ilin emniyet müdürü ve kolluk kuvvetleri onun emrinde görev yaparlar ve savcılarda onun talimatlarına ve görevlendirmelerine uygun olarak görevlerini yerine getirirler. Şimdi insan düşünüyor, bir başsavcı ne yapmış acaba. Bir yandan da yargıya güvenmek gerekiyor. Hakikaten bocalıyoruz. Ben bir Baro başkanı olarak bunun içinden çıkamıyorum. Sıradan vatandaşlarımızda Türkiye’de neler oluyor diye düşünüyor. Erzincan başsavcımızın karşılaştığı durum nedeniyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da olağanüstü toplandı. Toplanması da gerekli. Çünkü, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, hakim ve savcıların görevlendirmelerini, yetkilendirmelerini, atanmalarını, terfilerini, birinci sınıfa ayrılıp ayrılmamalarını, mahkemelerin kurulup kurulmamalarını, yer değiştirmelerini, belirleyen yüksek bir kurul. Yani yargı bağımsızlığının en tepesindeki kurul. Bunlara da güvenmek gerekiyor. Şimdi şok kararlar aldılar. Türkiye’de bu güne kadar görülmedik, hani çok vasıfsız olaylarda benzer durumlar ortaya çıkmıştır, savcıların görevden alınması. Soruşturma savcılarının görevlerinin elinden alınması gibi münferit olaylar yaşanmıştır. Erzurum’da yaşanan olay karşısında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun almış olduğu karar Türkiye’nin yargı tarihine şimdiden geçmiştir diye düşünüyorum. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, olayla ilgili yetkileri alması, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüce bir kurul herhalde duygusal hareket etmez. Bunun yaptığı işlem Türkiye’deki yargıya hizmet anlamındadır diye iyimser bir yaklaşımla düşünüyoruz” dedi.

 

Bir yönüyle de Türkiye’de bir çatışma yaşandığını belirten Av. Sarıoğlu, “Yargı içerisinde senin yargın benim yargım gibi bir durum mu var acaba. Bir kızım insanlar diyor ki yargı bağımsızdır. Yargıya kimse talimat veremez. Her şey yargı süreci içerisinde gelişiyor. Hakikaten şu olaya baktığınız zaman şok yaşanıyor. Bu yargısal ibr faaliyet mi? Diye kuşkuya düşüyoruz. Eğer bu yargısal bir etkinlik ise, Erzurum Başsavcısı Osman Şanal’ın Erzincan başsavcısını gözaltına almaları, odasında arama yapmaları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüce bir kurulun davranışını da bir yargısal etkinlik olarak kabul etmek gerekir. Türkiye’de herkesin, her bireyin artık bilinçli ve soğukkanlı davranması gerekiyor” dedi.

SARIOGLU ADALET BAK. H. SAMI TÜRK´TEN TALEP ETTİ

Av. Selahattin Sarioglu,Baro Yönetim Kurulu Üyesiyken Malatya'ya gelen Bakan H. Sami Türk'ten bir talepte bulundu.

Sayin Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

ADALET BAKANI

 

Malatya’miza hos geldiniz.

 

Anayasamizin 32 maddesinin degistirilmesi sürecine yaptiginiz dogrudan katkilardan dolayi sizi kutlariz.

Bu degisiklikler, Türkiye’nin çagdaslasma yolunun açilmasina yarayacaktir.

 

Avukatlik Yasasi’nda degisiklik yapan yasanin kabulü de bizleri sevindirmistir.

Bu nedenle size tesekkürlerimizi bildirmek isteriz.

Çünkü, savunmanin güçlendirilmesi Yarginin güçlendirilmesidir.

 

Türk Medeni Yasa Tasarisinda alinan yol da sevindiricidir.

Bu yol tamamlanmalidir. Medeni Yasadaki degisiklikler gerçeklestirilmelidir.

 

Malatya Barosu Avukatlari olarak çözümünü istedigimiz öncelikli sorunlarimiz sunlardir:

 

1-Malatya Adliyesinde Ikinci Agir Ceza Mahkemesinin açilmalidir.

Agir cezalik suçlara bakan mahkemede deyim yerindeyse “kilin kirk yarilmasi” gerekirken, yogun is yükü, bu ölçün’ün çok gerisinde kalinmasina neden olmaktadir.

 

2-Malatya Adliyesinde Icra Tetkik mahkemesi de yetersizdir.

Icra Tetkik Mahkemesindeki asiri is çoklugu durusmalar için çok ileri tarihlerin verilmesine ayrica davalarin zamanasimina ugramasina neden olabilmektedir.

 

3-Cezaevinde avukatlarin üzerlerinin aranmasi.

Avukatlik Yasanin “Agir cezayi gerektiren suçüstü halleri disinda avukatin üzeri aranamaz.”  seklindeki 58/1 maddesine karsin Malatya Cezaevinde Avukatlarin üzerleri aranmaktadir.

Yasa buyrugu cezaevinde de uygulanmalidir.

 

4-Malatya Adliyesi çevre düzenlemesi yapilmalidir.

Bunun için yeterli ödenek gönderilmelidir.

 

5-Adliye ile kent merkezini ayirarak adliyeye geçisi engelleyen çevre yolunun üzerine veya altina geçit yapilmalidir.

Bu geçit, gidis-gelisi kolaylastiracagi gibi trafik kazalarini da önleyecektir.

 

S a y g i y l a  s u n a r i z. 13.10.01

 

                                                                Malatya Barosu

ANAYASA MAH. NİN İPTALİ İLE ÖNCEKİ YASA CANLANIR MI?



ANAYASA MAHKEMESİ!NİN İPTALİ ÜZERİNE ÖNCEKİ YASA CANLANIR MI?  GÖRÜŞLER



ÖZDEN, YEKTA GÜNGÖR

“Anayasa Mahkemesi Kanun Koyucu Gibi Hareketle, Yeni Bir Uygulamaya Yol Açacak Biçimde Hüküm Tesis Edemez” Kuralına Nasıl Gelindi? Bu Kural Nedir, Ne Değildir?

41-90

No: 2

1985

I. ANAYASA HUKUKU AÇISINDAN GÖRÜNÜM

Anayasa hukukunda konuyu, yasalar ve KHK'ler açısından ayrı ayrı ele alacağız. Zira her iki durum için yaklaşımlar farklılıklar arzetmektedir.

1. Bir Yasanın İptal Edilmesi

Bir yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi durumunda, bu yasanın yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği yasanın kendiliğinden yürürlüğe girip girmeyeceği hususunda mevzuatımızda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu yüzden problemin çözümü öğreti ve içtihatlara kalmaktadır. Avusturya'da bu sorun anayasal düzenleme ile çözüme kavuşturulmuştur. Avusturya Anayasasının 140/4. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi aksine karar vermemişse, iptal edilen yasanın kaldırdığı yasa hükümleri, iptal kararı üzerine kendiliğinden yürürlüğe girer[3].

 

Metin KIRATLI, bir yasanın Kanun koyucu tarafından kaldırılması durumunda önceki yasanın yürürlüğe girmemesini örnek göstererek, "kanun koyucunun bir kanunu ilga etmesi ile onun yerine bir düzenleme şekli getirmesi birbirinden farklı iki iradedir. Bu duruma göre, kural olarak, ilga edilmiş eski kanunun iptal ile kendiliğinden yürürlüğe girememesi gerekir..." demektedir[4]. Ancak yazar bazı istisnalara yer vermektedir. Yazara göre, iptal edilen yasa, münhasıran bir yasanın kaldırılmasına yönelik ise, yasa koyucunun yasayı kaldırma iradesi iptal edildiğinden eski yasanın yürürlüğe girmesi gerekir.

 

SERİM :..Bu haller dışında hukuksal boşluk doğar ve bu boşluğun önceki düzenlemelerle doldurulması mümkün değildir

 

 Örneğin 1974 yılında bir af yasası çıkarılır, ayrık bir kural ile bazı suçlar af kapsamı dışında tutulur. Anayasa Mahkemesi bu ayrık kuralı iptal edince (AYM, E.75/186, K.75/204, T.3.11.1975, AYMKD, C.13, s.651) bu suçlar da af kapsamına dahil edilmiş olur.

 

Lütfi DURAN 1975 tarihli makalesinde, Bakanlar Kurulu KHK ile sadece yetki yasasında açıkça belirtilen yasaların değiştirebileceğinden, KHK'lerin organik bakımdan idari, işlevsel bakımdan düzenleyici işlem niteliğindedir, KHK ile Tüzük arasında esasta bir fark yoktur açıklamasını yaptıktan sonra şu ifadelere yer vermektedir; "Burada yürütme organı, yasama meclislerinin izni ile yürürlükteki bir kanun hükmünün uygulanabilirliğini geçici olarak askıya almakta ve yerine kendi düzenleyici işlemini koymaktadır. Nitekim TBMM'nce reddedilen KHK yürürlükten kalkınca, bunun değiştirdiği kanun hükümleri kendiliğinden uygulanabilir hale gelir”[17].

ÖZBUDUN ise DURAN'a yollamada bulunarak, KHK'nin TBMM'nce reddi halinde, bu KHK ile kaldırılan hükümlerin kendiliğinden uygulanabilir hale geleceğini, zira kaldırılan bu kanun hükümlerinin bir çeşit "bozucu (infisahi) şarta " bağlı olarak yürürlükten kaldırıldığını, "uygulanabilirliklerinin askıya alındığını" belirtmektedir[18]. Yine KUZU da DURAN'a yollamada bulunarak, Meclisin KHK'yi reddetmesi halinde, bu KHK ile "yürürlüğü askıya alman" hükümlerin tekrar uygulanabilir hale geleceğini ifade etmektedir[19].

 

Necmi Yüzbaşioğlu, KHK'nin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi durumunda, bu KHK'nin kaldırdığı ya da değiştirdiği hükümlerin -aynen KHK'nin Meclis tarafından reddedilmesinde olduğu gibi- "esasen yürürlükten kalkmamış sadece uygulanabilirlikleri askıya alınmış olduklarından" tekrar yürürlüğe gireceği fikrini beyan etmektedir

 

Erdoğan TEZİÇ eserinin ilk baskılarında, "KHK'nin yasama meclisince reddedilmesi ile, bu KHK'nin yürürlükten kaldırdığı kanun hükümleri varsa, askıya alınmış bu kanun hükümleri tekrar yürürlüğe girecektir" şeklinde görüş beyan ederken

 

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi yukarıda bahsettiğimiz kararında, DURAN, TEZİÇ, ÖZBUDUN ve KUZU'ya yollamada bulunarak, "...TBMM'ce aynen kabul edilinceye kadar bir idari işlem olan Kanun Hükmünde Kararname, kaldırdığı kanun hükmünün uygulanabilirliğini geçici olarak askıya aldığından, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasa Mahkemesi'nce iptali halinde, bu Kanun Hükmünde  Kararname ile kaldırılan kanun hükümleri kendiliğinden yürürlüğe girer" şeklinde karar vermiştir[31].

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1997 tarihli bir kararında….KHK'lerin yapısal (organik-uzvi) yüzü ile yürütme işlemi, işlevsel (fonksiyonel) yönden ise yasama işlem olduğu, doğurduğu hukuki sonuçlar yönünden ise kanun ile arasında bir fark bulunmadığının kabulü zorunludur... " sonucuna varmıştır.

 




AVUKATLIK MESLEĞİNE GİRİŞ SINAVI İÇİN YASA YAPILMASI MI

ANAYASA MAHKEMESİ, AVUKATLIĞA KABUL İÇİN SINAVI BAŞARMA KOŞULUNU KALDIRAN YASAYI İPTAL ETTİ. ŞİMDİ NE OLACAK? Giriş sınavı yapılmasını öngören bir yasa yapılması  mı gerekecek, yoksa buna gerek kalmadan iptal ile sınavı gerekli gören önceki hüküm yaşam mı bulacak?
SARIOĞLU BUNU TBB BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI GÜNDEMİNE TAŞIDI
Selahattin Sarıoğlu'nun Baro Başkanları Toplantısında Yaptığı Konuşma:

Anayasa Mahkemesi, 15.10.09 tarihli kararıyla, 1136 sayılı Avukatlık Kanunun Avukatlığa Kabul Şartları başlıklı 3. Maddesinin “Avukatlık sınavını başarmış olmak” hükmünü içeren (d) bendini kaldıran 28.11.06 gün ve 5558 sayılı Kanunu iptal etti.

Ama, Barolar Birliği diyor ki sınav yapılabilmesi için TBMM’nin bunu düzenleyen yeni yasa yapması gerekir.

Madem ki yeni düzenleme gerekiyordu, öyleyse neden Any. Mah.ne gidildi?

Şimdi olduğu gibi yeni düzenleme yapılmasını beklerdik, olur biterdi.

Yani Anayasa Mah.nin “iptal kararından” önce de sınava girmeden avukat olunuyordu şimdi de.

Değişen bir şey var mı? Yok.

Demek ki CHP Any. Mah. boşuna gitmiş, Any. Mah. üyeleri boşuna kafa yormuş.

Önceki Yasa, “avukatlığa kabul için sınavı başarmak gerekir” diyordu.

Sonraki Yasa, “Hayır, avukat olmak için sınava gerek yok.” dedi.

Any. Mah. de, “Sınavı kaldıran yasa  Anayasaya aykırı, avukatlık sınavı gerekli.” dedi.

Mahkeme’nin bu kararını Anayasa Mahkemesi, TBMM’ye, “Avukatlığa girişte sınav yapılmalı,buna göre bir yasa yap.” demiştir biçiminde anlamak mümkün mü?

Sonra, Any. Mah.nin TBMM’ye “Talimat” verme yetkisi var mıdır ki?

 

Örneğin;

Yasada “Pazar günleri berber dükkanları açılabilir.” hükmü var.

Yeni bir yasa yapılarak  “Pazar günü berber dükkanları açılabilir” hükmü kaldırılmıştır dendi.

Any. Mah. ikinci yasayı iptal etti. Ne olacak?

Berberlerin Pazar günü berber dükkanları açılabilecek mi, açılmayacak mı?

Yeni bir yasa yapılmasına gerek var mı? Yoktur.

Berber dükkanları açılabilecek.

 

 

Av. Selahattin Sarıoğlu

Malatya Baro Başkanı